Anasayfa > Edebiyat > Baykuşun Alacavakitleri 5

Baykuşun Alacavakitleri 5

Hep böyle olurdu B’nin hayatında; bir de bakılırdı ki B. İlkokulun, ortaokulun veya lisenin bir sınıfını okumamış olurdu. Sonra hadi bu yaştan sonra tekrar okula başlanırdı. İşte yine bir yanlışlık sonucu mu yoksa bir ihmal sonucu mu bilinmez B’nin lisede bir sınıfı okumadan geçtiği anlaşılmış ve B eski lisesine dönmek zorunda kalmıştı. Okulun açılış töreniydi. Okuduğu zamandan –yani yaklaşık yirmi yıl öncesinden- beri okulun binasında pek bir değişiklik olmamıştı belki okul bahçesi biraz genişlemişti ama okul kıyafetleri epeyce değişikliğe uğramıştı. B dahil bütün öğrenciler Star Wars filmlerindeki klonlar gibi giyinmişler; müthiş sessiz ve simetrik bir biçimde sıraya girmişler, hiç kıpırdamadan duruyorlardı. Lise öğrencileri değil de askerdiler sanki. Askerlik zamanını hatırladı B. Askerdeyken de binlerce asker böyle sıraya girerler; boyları dışında kimsenin kimseden farkı kalmazdı. Bir keresinde yine böyle bir durumda astsubaylardan birinin yanındaki üstüne espriyle karışık “Ya komutanım şu kamuflajları giyince iktidarsızlaşıyorum” dediğini duymuştu. Bu kişiliksizlik halini belki de en iyi açıklayan cümleydi bu. İşte yine öyle kişiliksiz bir kalabalık içindeydi. Bu defa sıradakilerin yüzü bile metal bir maskeyle kaplıydı. Sonra kürsüye Darth Vader kıyafetiyle müdür çıktı; yanında subayları yani müdür yardımcıları vardı. Öylece dimdik durdular kürsüde. Alanda derin bir sessizlik vardı. Kürsüdeki Darth Vader hiçbir şey söylemeden öylece duruyordu. Bu böyle sürüp gidecek; beton bahçenin yanlarındaki ağaçların yaprakları ve bulutlar dışında her şey bundan böyle hiç hareket etmeyecek gibiydi. Neyi bekliyorlardı? Sonunda hatırladı B. Klonlar ve yan tarafından basamaklarla çıkılan okul girişindeki kürsü arasındaki boşlukta okulun giriş seremonisini yapma görevi B’ye verilmişti; herkes hiçbir hatırlatma yapmadan onun okula has seremoniyi yapmasını bekliyordu. Öyle ki B bunu yapmazsa okul başlamayacaktı hiçbir zaman. B dün akşam sert ve geometrik hareketlerden oluşan bu ritüele hazırlanmıştı. Tam ritüeli yapmak için ön tarafa yürümeye başlayacaktı ki sağ yanına dönüp uzaklardaki tepeye baktı. Çok uzakta da olsa sarı tepeye oyulmuş tapınağı çok net görebiliyordu: Tapınağın sütunlarını ve tepenin içine doğru uzanan karanlık dehlizlerini… Bir anda aklında şimşek gibi bir düşünce patladı. B, bu tapınağı yapan kadim Zerdüşt halkın soyundan geliyordu ve şimdi tamamen yabancı olduğu anlamsız bir ritüeli yapmak zorunda kalmıştı. İçinde bir yerlerde kalmışsa eğer ruhu ona ondan istedikleri ritüeli değil kadim halkının ayinsel dansını yapmasını emrediyordu. Halbuki ne böyle bir ayinsel dansı daha önce yapmıştı ne de görmüştü. Ama yine de üzerindeki metal üniformadan soyunmaya başladı B. Düşünmeyecek; sadece sezgilerine güvenecekti. Ritüelin yapılacağı alana çırılçıplak vardığında sessizliğe artık kesif bir şaşkınlığın karıştığını hissedebiliyordu. Sonra binlerce bakışın ve sessizliğin ortasında sadece şimdi imgelediği Zerdüşti dansını yapmaya başladı. Ne bir utanç hissediyordu ne de hareketleri acemiceydi; doğduğundan beri içinde varolan bir içgüdü bütün hayatı boyunca burada şimdi bunu yapmak için uyanmayı beklemişti sanki. Bir yandan dansediyor bir yandan da nasılsa hiç bilmediği kadim bir dilde ilahiler söylüyordu. Bu böyle ne kadar sürdü bilinmez nihayet klonlar onu kollarından tutarak okulun dışına sürüklemeye başladılar. Buna rağmen okulun kapısından yere savruluncaya kadar kendinin de bilmediği o kadim dilde hırsla bağırmaya devam etti B. Sonunda okul bahçesinin dışında yerde toz toprak içinde çırılçıplaktı. Liseyi bitirmek de hayal olmuştu artık. Ama içinde en ufak bir pişmanlık yoktu B’nin. Böyle çırılçıplak ve toz toprak içinde nasıl vardıysa anne babasının evine vardı B. Onlara yaptıklarını anlattı. Anne ve babası belki de hayatlarında ilk defa hiç sözünü kesmeden saygıyla dinlediler B’yi. Daha da inanılmazı B sözlerini bitirince babasının “En doğrusunu yapmışsın, oğlum. Seninle gurur duyuyorum” demesi oldu. Bugüne kadar asla kendisi hakkında iyi bir şey söylememiş olan bu yüzden B’nin hayatı boyunca kendisini eksik ve suçlu hissetmesini sağlamış bu soğuk adamdan bunu duymak hayat tarafından affedilmek demekti B için. Sonra sözlerine bir itirafla devam etti babası: “Evet oğlum biz o kadim Zerdüşt halktan geliyoruz, o tepedeki harabe de bizim asıl mabedimizdir. Bunu senden hep gizledik. Ama nasıl olduysa bunu kendin hissetmiş ve anlattıklarına bakılırsa yapılması gereken ayini de tam olarak doğru bir biçimde yapmışsın.”  Sonra ayağa kalkıp salondan çıktı. Annesi ise oturduğu köşede gururdan mı suçluluktan mı bilinmez sessiz sessiz ağlıyordu. Nihayet babası elinde deri kaplı eski bir kitapla geldi. Kitabı açık bir biçimde B’ye uzattı. Açık sayfada B’nin bugün yaptığı ayinsel dansın resimleri vardı. Resimlerim yanı sıra herhalde ayinin nasıl yapılacağını anlatan bilinmez bir alfabeyle yazılmış yazılar vardı.

Barış K.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: