Anasayfa > Edebiyat > Baykuşun Alacavakitleri 6

Baykuşun Alacavakitleri 6

     “Kendimi öldürüyorum çünkü beni sevmediniz. Çünkü sizleri sevmedim. Çünkü bağlarımız çok gevşekti. Bağlarımız güçlensin diye kendimi öldürüyorum. Sizi silinmez bir lekeyle baş başa bırakıyorum.”

 Eski mahallesindeydi yine B. Kaanlar taşınıyordu ve bütün mahalle halkı onların son günü için apartmanların arkasındaki arsada bir araya gelmişti. Sanki kurban bayramı gibiydi. Çünkü yalnızca kurban bayramlarına bütün mahalleli büyüğünden küçüğüne kurban kesmek için bu arsada olurdu. Yani herkes ‘arka bahçe’deydi; ölmüşü, yaşayanı hepsi -B dahil- B’nin çocukluk zamanlarındaki halinde ve yaştaydı. Çok mutlu bir nostalji duygusu sarmıştı B’yi. Bu öyle bir duyguydu ki Kaan dahil en sevdiği üç mahalle arkadaşıyla kendisini Beatles grubunun bir üyesi gibi hissediyordu. Her şey siyah-beyazdı; eski neşeli bir Türk filmi gibi. Hani iyisiyle kötüsüyle –ki bu filmlerde kimse gerçekten kötü olmazdı- birbirine sahip çıktığı; bir bütün olduğu atmışlı yılların o neşeli Türk filmleri mahalleler gibi… Artık böyle mahalleler kalmış mıydı? Şimdi B’nin bu alacavaktindeki dışında kalmamıştı herhalde. Her şeye öyle bir nostalji sinmişti ki üzerlerindeki kıyafetler bile altmışlı yıllara aitti; kot pantolon giyen kimse yoktu yani; herkes kumaş kıyafetleri içindeydi. Çocukların kıyafetleri ise ekseri normalden büyüktü seneye gene giyebilsinler diye.

Herkes öyle neşeli öyle ne mutluydu ki bu duyguyla ne yapacaklarını şaşırmış gibiydi. Herkesin yüzünde düşmeyen bir gülümseme vardı. Ama bu gülümseyişlerin madde kullanımından değil yaşama sevincinden ve daha da önemlisi insanların birbirine sıkı bağlarla bağlı olmalarının farkındalığından kaynaklandığı açıkça anlaşılıyordu. Bu arkadaşlık, dostluk ve sevgi onları hisseden insanlar kadar kanlı, canlı ve kesifti ki elinizi uzatsanız tutabilirdiniz sanki.

B’nin cep telefonu çaldı. Telefondaki Sarıların Bülent’ti. Bundan yıllar, yüzyıllar sonra B’nin ailesi ve Bülent’in ailesi neredeyse öldüresiye kavgaya tutuşmuşlardı. Oysa işte Bülent bile yüzyıllar sonra yaşanacak bu nahoş olayı unutmuş B abisini aramıştı. Hal hatır sorduktan sonra “B Abi” dedi Bülent telefonda, “Üniversite sınavında süt ürünleri bölümünü kazandığımı söylemek için aramıştım.” “Tebrik ederim” diye karşılık verdi B, Bülent için gerçekten çok sevinerek.

Sonra B, Kaan ve en sevdiği diğer iki arkadaşı güreşmeye başlamışlardı. Ya yağmur çiseliyordu ya da dinmişti ki yerler çamurdu. Buna rağmen elbiselerinin çamur olmasından çekinmeden yerlerde yavru ayılar gibi güreş oynuyorlardı ve hiçbir yetişkin onları uyarmıyordu; ne anneleri ne babaları… Kim kimle güreşiyordu derseniz galiba her biri diğer üçüyle güreşiyordu. Nasıl olduysa B hepsini tuş etti. Ama ne diğerleri bunun için B’yi kıskandı ne de B bu yüzden kibir hissetti. Kimin kimden daha güçlü ya da daha bilmemne olduğunun bir önemi yoktu. Çünkü yalnızca gerçek dostlar arasındaki hiç kopmayacak sanılan o sıkı bağ vardı aralarında. Onlardan sonra babaları ve bütün yetişkin erkekler de kendi aralarında güreşmeye başladılar. Bu yenmek için yapılan bir güreş değildi; birbirini seven insanların birbirlerinin fiziksel varlığını hissetmek ve bundan mutlu olmak için bir bahaneydi aslında.

Bu saçma bayram coşkusu sürerken B yorulmuştu artık. Ağabeyiyle duvar dibine oturdular. Onlar böyle otururken Kaan’ın şişman ablası karşılarına geçip dans etmeye başladı. Şişman derken o kadar da şişman değildi Jale, balık etli esmer güzeli bir kızdı. Karşılarında dansöz gibi kıvırmaya çalışıyordu neşe içinde. Jale’nin çekici bir kız olduğunu ilk defa fark etti B. Önceden bu kız için mahalleyi birbirine katan ve en sonunda onunla evlenebilen Ali adlı genci hiç anlamamıştı. Ama şimdi Ali’nin tutkusuyla empati kurabiliyordu biraz.

Sonra bir ara kimden duyduysa duydu B mahalleden tek taşınanlar Kaanlar değilmiş meğerse. Demin güreştikleri arkadaşları da taşınacaklarmış. Birden derin bir yeise kapıldı B. Onlar gidecekti ve kimbilir kaçıncı hayatlarında karşılaştıklarında konuşacak bir şey bulamayacaklardı; hatta Kızılay’da hızlı hızlı bir yerlere yürürken göz göze gelince selam verip öylece geçip gideceklerdi işte.

Gün bitmiş, akşam olmuş herkes evine gitmişti. B’ler de evlerindeydi. Babası caddeye bakan pencereden dışarıyı izliyordu, ışıklar kapalıydı ve evin içini sokak lambaları aydınlatıyordu. Saat epey geçti gündüzki araba sesleri yoktu artık. Çok ender geçen bir arabanın bölebildiği tam bir sessizlik hakimdi caddeye ve sokağa. B de pencereye yaklaşıp caddeye bakmaya başladı. Neden sonra caddenin karşısındaki sokaktan sinsice apartmanlarına doğru yaklaşan bir grup ipsiz sapsız genci fark ettiler. Yavaş yavaş karşıya geçiyorlardı. Amaçları neydi? Evet, tabi ya babasının arabasının bagajındaki seçim sandığını çalmak istiyorlardı. Sessizce arabaya yaklaştılar ve tam da B’yle babasının düşündükleri gibi arabanın bagajını açmak için zorlamaya başladılar.

Ağlayarak uyandı B. Yine Çiroz’un evindeydi. Cüce Çiroz yine aynı sandalyesinin üzerinde dizlerindeki böcek çocuklarını okşamakla meşguldü. İnsanlar kabuslardan ter içinde, mutlu rüyalarından ise ağlayarak uyanırlardı işte böyle. Oysa yirmili yaşlarında eski mahallesinden taşınırken üzülmek bir yana oradan kurtulduğu için mutluluk bile duymuştu B. Neden oradan ayrılırken en ufak bir üzüntü hissetmemişti B? Mahalle arkadaşlarından kopacağını hiç aklına getirmemiş miydi; ne de olsa ara sıra yine buluşur görüşürüz diye mi düşünmüştü;  yoksa daha da kötüsü o sahih arkadaşlıkların değerinin hiç mi farkında değildi o zamanlar?  Oysa sonradan anlamıştı terk ettiği bir mahalle değildi; arka bahçedeki kümes ve tavuklar değildi; karda, çamurda, toz toprak içinde top oynamalar değildi; arkadaşlarıyla, başka mahallenin çocuklarıyla ya da uhucularla, tinercilerle kavga etmeler değildi; asıl geride bıraktığı arkadaşlar arasındaki sıkı bağlardı; gerçek arkadaşlıklardı; nihayet bir daha asla geri gelmeyecek çocukluğu ve bir daha kimsenin yaşayamayacağı ‘mahalle’ydi.

Çiroz üzüntüyle ona bakarken B’nin gözyaşları üzerindeki kurtçukların üzerine süzülüyordu.

Barış K.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: