Anasayfa > Edebiyat > Baykuşun Alacavakitleri 7

Baykuşun Alacavakitleri 7

Yine bir barda içiyordu B. Ama bu defa yalnız içmiyordu; uzun zaman sonra masasında başkaları da vardı: Ağabeyi, yengesi ve anne tarafından tanıdığı tek kuzeni Taylan. Taylan önemliydi B için. Çünkü sadece kuzeni olarak değil dostu olarak da görürdü Taylan’ı. Zaten anne tarafından bir sürü daha kuzeni olsa da çoğunu ya hiç görmemişti ya da bir iki kere görmüşse de şimdi görse tanımazdı B büyük ihtimalle. Oysa Taylan’la ergenliğe yakın dönemde tanışmış çok iyi arkadaş hatta zamanla dost olmuşlardı. Taylan’ın B üzerinde önemli etkileri de olmuştu; eski mahallesinde kimseden öğrenemeyeceği sosyalizm, ateizm ve materyalizm gibi fikirlerle tanışması ilk defa onun aracılığıyla olmuştu. İnsanlar yeni karşılaştıkları ve eski öğrendiklerine ters gelen fikirlere karşı dirençlidirler genelde. Ama bu fikirler görüşlerine saygı duyduğunuz ve akıllı olduğuna inandığınız biri tarafından ortaya konduğunda bu direnç daha az olur ve zihninize yeni bir fikir ekilir böylece. Bu yeni fikir ya eskileri yok ederek büyür ya da eskilerin arasında kaybolur gider. B de birinci durum gerçekleşmişti. Önce o güne kadar öğrendiği ve doğru olduğuna inandığı şeyleri sorgulamaya başlamıştı. Bu şüpheydi; gerginlik verici bir duygu, öyle ki illa bir şekilde ortadan kaldırılması gereken zihnine batmış bir kıymık. Ya zihinsel bir devrim yaşamalı ya da o kıymığı aklından çıkarıp atmalıydı. Zihinsel devrimin sonuçları korkutucuydu; bu sonuçların bilinmezliğinden olduğu kadar, konforlu rutinin bozulacağının hissedilmesinden de kaynaklanmıştı. B için sonuç muhafazakar sayılabilecek bir mahallede bir boyalı kuşa dönüşmek olmuştu: Mahallede ilk saç uzatan, ilk küpe takan ve hatta ilk metalci erkek çocuk olmak. Tabi bu durum giderek evrimleşmiş ve sonuç yabancılıkla uyumsuzluğun sınırlarına varmıştı. Sonrası mı? Sonrasını boş verin.

Alacavakte geri dönersek B, Taylan’ı uzun zamandır görmemişti. B kendine başka Taylan başka bohem hayatlar kurmuşlar ve bu dünyalar pek ender kesişir olmuştu. İşte bu akşamki masa da o kesişim noktalarından biriydi. Masada B hariç herkes konuşuyor B ise susup onları dinliyordu; ya da dinlememeye çalışıyordu; ya da… Bir yazar bu durum için şöyle demiş: “Durumun farkında olmak beni durumun dışında bırakıyordu.” Buradaki durum ise ilkin herkesin bir şeyler anlatmak derdinde olmasıydı. Oysa anlatılacak ne kalmıştı? Bütün anlatılar birbirinin türevi değil miydi en nihayetinde ve B’ye göre insanlar uzun uzun anlatmaktan vazgeçip söylemeyi öğrenmeliydiler artık, şiir gibi. Oysa insanlar durmadan anlatıyorlardı; bıkmadan usanmadan anlatıyorlardı. İkincileyin aslında çoğu zaman yalnızca kendilerini anlatıyorlardı. Bütün konuşmalarının altında yatan “bakın benim başımdan ne ilginç şeyler geçti”, “bakın ben ne kadar da bilgiliyim” cümlelerini duymak ne kadar da usandırıcıydı. Yani aslında kimse kendinden başka bir şey anlatmıyordu özünde. Ama bu masadaki herkesi zaten yıllardır tanıyordu B; onların kim olduğunu yalan yanlış hikayelerinden dinlemek istemiyordu artık. Bu masada acı içinde bir şeyi daha fark ediyordu B. Artık birbirlerine gerçekten söyleyecek hiçbir şeyleri kalmamıştı ve buna yıllardır görmediği dostu Taylan da dahildi.

Bu sırada masaya ara sıra B’nin tanımadığı ama diğerlerinin tanıdığı kişiler uğruyor; kimi bir müddet oturup kalkıyordu, kimisi de oturup kalıyordu.  Barın açık havadaki bahçesinde oturuyorlardı ve birazdan içerde canlı müzik başlayacaktı; dolayısıyla bar da oturdukları masa da giderek kalabalıklaşıyordu. Nihayet B yanındaki sandalyede oturan Taylan’a döndü ve yalnızca onun duyabileceği bir sesle “Artık bizim de dostluğumuz bitmiş, Taylan” dedi. Oysa Taylan’ın aklı bambaşka bir yerdeydi, “Uzun zamandır gerçek bir kadınla karşılaşmamıştım”  dedi. O an karşılarındaki sandalyedeki kadını fark etti B. Evet, sıra dışı bir havası vardı, bardaki diğer kızlardan farklı bir yüz ifadesi. İlk anda bu farklılığın neden kaynaklandığını anlamadı B. Düşünmedi bunun üzerine. Kadının yanında beraber geldiği başka bir adam vardı. Nihayet canlı müzik başladığında adam kadına “İçeri geliyor musun?” diye sordu. Kadın suratı asık biçimde hayır anlamında başını salladı sadece ve bu tavrıyla en azından B de bu kadının sesini duyma ihtiyacı uyandırdı. Kadın B’nin tam karşısında oturmasına rağmen ne ona ne de Taylan’a selam vermişti ve B kadını yalnızca profilden görebiliyordu. Çok da içmemişti ama bir türlü odaklanıp bu yüzü netleştiremiyordu gözünde: Bazen kıvırcık ve dolgun siyah saçlarından yüzü doğru düzgün seçilemeyen esmer ve kemikli yüzlü üniversite zamanlarından tanıdığı  Gamze gibi görünüyor, bazen de rüyalarında defalarca gördüğü ama uyandığında yüzünün neye benzediğini bir türlü hatırlayamadığı beyaz tenli bir kadına dönüşüyordu. Biraz sonra B’nin ağabeyi ve yengesi de canlı müzik dinlemek, dans etmek için barın içinden gelen gürültüye doğru gittiklerinde masada o, Taylan ve B kalmıştı sadece. Aynı masadaydılar ama kadın bir kez olsun dönüp ne B’yle Taylan’a bakmıştı ne de tek kelime laf etmişti. Bu durum B’de kadının yüzünü önden görebilmek ve sesini duyabilmek isteğini daha da azdırıyordu.  Neyse ki fazla beklemesine gerek kalmadan Taylan sayesinde bu isteğine kavuştu. Taylan her zamanki gibi eveleyip geveleyerek kadına bir şeyler söylemeye çalıştı. Maalesef bu Taylan’ın genel bir özelliğiydi; hiçbir konuda doğrudan konuşmaz bir cümlede söyleyebileceği bir şeyi eveleyip geveliyerek güya ayrıntılı ve derin bir hale getirmeye çalışır; sonuçta mümkün olduğunca anlaşılmaz bir hale getirmeyi başarırdı.  Şu anda da kadına neden bu kadar gergin olduğunu söylemeye çalışıyor ama kelimeleri anlamlı bir cümleye dönüştürmüyordu. Kadın onun bu ıkınmaları dolayısıyla onlara doğru döndü yüzünü ve Taylan’a ne demek istediğini sordu? Böylece Taylan kendince sofistike ve muğlak konuşmasını sürdürdü. Yılların tanışıklığıyla B onun kadına “Çok gergin görünüyorsunuz, neden acaba, bu konuda size yardımcı olabilir miyiz (miyim)” demek istediğini anlıyordu ama kadın onun bağlantısız kelimelerini bir araya getirmek için uğraşmaya yanaşmıyordu pek. B ne kadar istese de bu iletişimsizliğe müdahil olmak istemiyor, sadece izlemekle yetiniyordu. Ne de olsa karışırsa kuzeni onu muhabbeti bozmakla suçlayabilirdi. Bu arada kuzeninin bu aptalca tarzına da artık katlanamadığını sezdi B için için. Neden sonra her halinden gergin olduğu belli olan kadın Taylan’a biraz sert bir biçimde onunla konuşmak istemediğini ima etti ve böylece bu umutsuz iletişim kurma çabası kuzeninin kesin başarısızlığıyla son buldu. Öyle ki Taylan B’ye içeri canlı müzik dinlemeye gideceğini söyledi. B’nin de gelip gelmiyeceğini sordu. B’nin “çok gürültülü ben masada takılacağım” demesi üzerine biraz isteksizce kalkıp gitti. Şimdi kadın ve B yalnızdılar. Fakat kadın ısrarla B’ye bakmıyor bu da giderek can sıkıcı bir hal alıyordu B için. Beri yandan ikisi arasında kadının kocaman çantası da vardı ki bu çanta kadınla arasına aşılmaz bir duvar görevi görmenin yanı sıra masada neredeyse B’nin bardağını ve kül tablasını önüne koyacak yer bırakmıyordu. “Merhaba” dedi B sonunda çantanın üzerinden elini uzatarak “benim adım B.” Ancak bunun üzerine kadın B’ye bir zahmet bakıp onunla tokalaştı: “Ben de Cavidan”. “Memnun oldum” dedi B. Sonra aslında sorulmaması gerektiği hakkında önceden prensip kararı aldığı soruyu sordu kendiliğinden: “ Ne iş yaparsın Cavidan?” Bu soru üzerine kadının gergin yüzü daha da bir gerildi. Açtı ağzını yumdu gözünü: Bunu neden sormuştu, insanları işiyle değerlendirmek doğru muydu, ne iş yaptığını öğrenirse ona göre mi davranacaktı vs vs. Bunun üzerine B kadına haklı olduğunu; kendisinin de işsiz geçen uzun bir dönem boyunca duymaktan en nefret ettiği sorunun bu olduğunu; ama bir insanı az çok tanımak için şu an bundan daha iyi bir sorunun aklına gelmediğini söyledi. Bu sözler üzerine kadın biraz sakinleşti. Sekiz yıldır çalışmadığını babasından kalan emekli maaşıyla geçindiğini söyledi. B bu konuyu daha fazla eşelememek gerektiğini anladı: “Kaç yaşındasın?”. “Kırk bir”. “Pardon, şu çantanızı çekebilir misiniz?” Kadın niye der gibisinden baktı B’ye. “Hem sizle aramıza giriyor hem de masada fazlaca yer kaplıyor” dedi B. Cavidan masaya oturduğundan beri ilk defa gülümseyerek çantasını yanındaki sandalyenin üzerine koydu. Kadının yüzüne dikkatlice baktığında loş ışık altında bu yüzün bir Çin prensesinin yüzünü andırdığını düşündü. Çekik, güzel gözleri ve sanki özenli bir fırça darbesiyle bu gözlerin üzerine yerleştirilmiş hattat işi incelikli kaşları vardı. Teni bembeyaz; dudakları ince ve narindi. Ne var ki uzun zamandır anksiyete içinde olan insanlara özgü çatık kaş çizgileri vardı güzel kaşlarının arasında ve bu çizgiler gülümsediğinde kayboluyordu yalnızca. Kadının yüzünü uzun süre süzmüş olmalıydı ki “Neden öyle bakıyorsun?” diye sorarak aralarındaki sessizliği bozdu kadın. “Hiç” dedi B “yüzünüze bakıyordum”. “Peki ne gördün yüzümde?”. “Asabi bir Çin prensesi. Olduğundan genç görünüyorsun.”. “Sağol, öyle derler”. “peki, ben kaç yaşında gösteriyorum?”. “Kırk beş”. “Yok elli”  dedi B gülerek. Gerçi herkes onun kırk yaşındaki ağabeyinden büyük gösterdiğini söylerdi. Ya ağabeyi hep genç kalan minyon tiplerdendi ya da B çabuk yıpranmıştı her nedense. Ama bugüne kadar B’yi kırkbeş yaşında sanan biri de çıkmamıştı. Sonra neden hiç konuşmadığını sordu B kadına. “Konuşacak bir şey yok ki” diye cevap verdi kadın. Konuşmak için konuşulacak önemli bir konu olması gerekmediğini söyledi B, konuşmak insanların aralarında bir bağ kurmak için bir yoldu bir yandan da. Böylece kadın yavaş yavaş B’ye açılmaya başladı; kahvesini bitirince bir bira da istedi ki onu içerken gerginliği giderek daha da azalacak ve gülümseyişleri sıklaşacaktı. Kadın da B’den hoşlanmıştı. Canlı müzik çalan grup ara verdiğinde masanın eski sakinleri de geri dönmüşlerdi. “İstersen başka bir masaya geçelim” dedi B, “daha sakin bir masaya. Baş başa konuşabiliriz böylece.”

Barın bahçesinde başka bir masaya geçtiler. Artık iyiden iyiye samimi, koyu bir muhabbet içindeydiler ve vücud dillerini de kullanabiliyorlardı. O geceki bu ahengi bozan tek şey ise Taylan’ın bir iki defa bayram çocuğu gibi yanlarında bitip onları dans etmek için barın içine davet etmesi oldu. B ise şu an böyle bir şey istemediklerini söyleyip savuşturdu onu. Gecenin sonunda ertesi gün yine bu barda buluşmak üzere sözleştiler Cavidan’la.

Ertesi gün akşam üstü bara geldiğinde heyecanlıydı B; acaba dünkü havayı bugün de yakalayabilecekler miydi? Barın bahçesine girdiğinde Cavidan’ın barın ortağı ve garsonu olan Mustafa; lisede aynı sınıfta okuduğu çok ‘düzgün’ bir genç olduğu için –muhtemelen gizliden ispiyonculuk yapan onur kurulu öğrencilerinden biriydi B’ye göre- bir türlü ısınamadığı Kamil ve Üniversitede aynı bölümde okudukları yalancılığıyla meşhur Süleyman ile aynı masada oturduğunu gördü. Kapıdan girdiğinden Cavidan onu gördü ama görmemezlikten geldi. B’nin bu duruma canı çok sıkılmıştı ama olmayacak bir şey de değildi. Kadınlar zaman zaman böyle davranırlardı. Bir gece önce kabuğunu kırıp bir yabancıyla samimileşen bir kadının ertesi sabah gardını indirdiği için pişmanlık duyup tekrar zırhını giymesi ahval-i adiyeden sayılırdı. B hiç istifini bozmadan boş bir masaya oturup bir bira söyledi kendine. Bir yandan hızla birasını içerken bir yandan da ister istemez fark ettirmemeye çalışarak yan gözle Cavidan’ın masasına bakıyordu. Cavidan halinden çok mutlu görünüyordu üç erkeğin birden ilgi odağında olmaktan. Abartılı kahkahalar atıyordu B’nin de duymasını istercesine. B bu şuh kahkahaların sahteliğini hissetse de içinde bir hırs giderek büyüyordu. İstemese de zaman zaman Cavidan’la göz göze de geliyordu belli belirsiz. Gözlerindeki acıyı göstermemeye çalışsa da gözlerinin dolu dolu olmasından utanç duyuyordu. Bu duygusallıktan kurtulmak için iki shot tekila istedi. İkisini de ardı ardına dikti. Artık gözlerinin doluluğu alkole bağlanırdı en azından. B, barın bahçesindeki içeriye giden kapının yanına bir masaya oturmuştu. Ne ki artık mesanesi dolmuş olmalıydı ki kadın tuvalete gitmek için kalktı ve B’ye doğru yürümeye başladı ister istemez. Cavidan B’nin yanından geçecekken B onun yüzünde bir anlığına öyle alaycı bir ifade fark etti ki anında kaybetti kendini. Hiçbir şey yapmasa çıldırabilirdi; bu yüzden kadın tam yanından geçerken çelme taktı kadına. Cavidan yere kapaklandı. B hala hırsını alamamıştı; yerdeyken ona birkaç tekme atmamak için kendini zor tutuyordu, ama hızla barın dışına doğru yürüdü ve hışımla çıktı sokağa bahçeden. Hızlı hızlı yürüyor ardına bile bakmıyordu. Birden bir elin kolunu kavradığını fark etti. Cavidan’la oturanlardan biri olabileceğini düşünerek hırsla döndü arkasını ki Cavidan’dı kolundan tutan. Burnundan kanlar akıyor ve ağlıyordu. Bakışlarında pişmanlık vardı. “Özür dilerim, B” dedi ağlamaktan zor konuşuyordu. Sonra masadakilerin kendisine B’yle konuşmaması için baskı yaptıklarından ve B’nin çok kötü bir adam olduğunu anlattıklarından bahsetti. Cavidan’a B hakkında öyle şeyler anlatmışlardı ki, bu anlatılanlara göre Tecavüzcü Coşkun B’nin yanında sütten çıkma ak kaşık gibi kalıyordu. Sonunda sözünü şu cümleyle bağladı Cavidan: “ Seni seviyorum.” Nasılsa kadının bu tuhaf sevgisinin gerçek olduğunu hissedebiliyordu B. Kendisi de onu seviyordu nasılsa. Ve yine her nasılsa eski mahalledeki B’lerin çoktan taşındığı eve gittiler.

B’nin ağabeyiyle çocukluğunda paylaştığı o ranzalı odadaki yan yana koltuklarda oturuyorlardı. Oda yirmi yıldır hiç değişmemiş her şey aynı kalmıştı. Çocukluğu, ergenliği bile buradaydı işte. Annesi B’yi mutfağa çağırdı. B, Cavidan’ı odada bırakıp annesinin yanına gitti. Annesi sesini kısarak bu kızı kesinlikle elinden kaçırmaması gerektiğini; onunla evlenmesi gerektiğini söyledi. Nedense annesi de çok sevmişti Cavidan’ı. Belki de güzelliğinden etkilenmişti. Ama her nasılsa B boşandığı karısıyla hala evliydi. Karısı evde yoktu sadece. B odaya girerken salonda oğluyla karşılaşıp şaşırdı. Oğlu Toprak bacağına yapışıp ağlamaya başladı. İlk kez babasına açık açık onu çok sevdiğini söyledi. Annesiyle onu terk etmemesi için ağlayarak yalvarıyordu B’ye. B, öyle üzülüyor; kendini öyle bir çaresiz öyle bir ikilemde kalmış hissediyordu ki belki ölse bundan iyiydi. Evet, B kötü bir adamdı; hem de anlatılandan çok daha kötü…

Barış K.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: