Anasayfa > Edebiyat > Bedenler ve Ruhlar

Bedenler ve Ruhlar

Bedenler ve Ruhlar

Elmanın Adem ve Havva’ya ilk öğrettiği bedenlerin de sevilebilir olduğuydu. Ki ne adam ne de kadın karşı koyabildi bu sevgiye. İncir yaprağı gerekti birbirlerinin bedenlerinin en ‘bilinebilir’ yerlerini kapamaları için. Eros başka bir mitte olduğundan ve erotizm daha icat olunmamışken yetebiliyordu incir yaprağı. Sonra kadın ve adam insan yapmayı öğrendiler bedenleri bilerek. Bedenlerinden yaptılar Habil ve Kabil’i. Kabil ise insan bedeninin öldürülebilir olduğunu öğretti insanlığa. Böyle başladı ister kardeş ister değil bütün bedenlerin öldürülmek için var olması.

Uzun bir tarih boyunca bedenlerin ne işlere yaradığını çok çok iyi öğrendik. Binlerce beden öldürme yolu bulduk. Sırf insan bedeni öldürmek için makineler icat edildi. Acı hep vardı ve bedene işkence edilmesinin keşfi pek uzun sürmedi. Tanrı da yapıyordu bunu insanlar da yaptı. Her yoldan acı verilip işkence edildi bedenlere. Tanrı hastalılarla salgınlarla; insanlar türlü türlü aletlerle işkence ettiler insan bedenine.

Beden ruha giden yoldu; her acı ve hazzın aracı olarak. Ve biz işkence edilmenin ve öldürülmenin bütün imkanlarını taşıyoruz.

Ve dehşete düşüyorum Habil’in bedeni de Mansur’unki de ve şimdi şu anda her nerede birisine işkence ediliyorsa; birisi öldürülüyorsa hangi yolla olursa olsun benim bedenimden, bizim bedenimizden farklı değil.

Ve katil de işkenceci de yine bedenlerdi kadim metinlerde bile. Böylece bölündü insanlık avcılar ve avlar diye. Avcıları avcı yapan da av olma korkusuydu; bedenlerine yapılabileceklerin farkındalığı. Avları av yapan ise bambaşka bir güdüydü tarihte ne olmuş olursa olsun insan bedenine itibarının kavuşturulması. Bunun için göze aldılar ve hatta ‘karda izler bıraktılar avcılar peşlerine düşsün diye’. Umdular ki onların ilhamıyla başka insanlar da avcı değil av olmayı yeğlerler insan bedeninin onuru adına.

Oysa korkuyordum ben ve ‘korku kahpe bir yaradır içerden işler’. Anlarım ki ahlaksızlık ve onursuzluk kötülük yapmamaktan ziyade hiçbir şey yapmamakta barınır.

Bunu anlarım ve bunu anlarız ki artık ruhu olmayan birer bedene dönüşmüşüzdür. Daha öldürülmeden,  henüz kafamız başımızın üzerindeyken başımız yok gibi yaşarız. “Filistin askısı, çarmıha germe, manyetik telefona bağlama, soğuk suya sokma, tuzlu suda tutma, copla dövme, cinsel organlara taciz,  yakınlarının yanında çıplak hale getirme, elektrik verme, boynuna kum torbası asma, gözlerini bağlı tutma, başına su damlatma, uykusuz bırakma, aç bırakma, susuz bırakma, tek ayak üstünde durdurma, koridor ve tuvalet temizletme, yarıya kadar soğuk suda bırakma” işkencelerine maruz kalmadan işkenceye uğramış gibi travmalarımızla yaşamaya alışırız.

Ve biz kendini kurban edenler karşısında mahcup olmamak için bahaneler uydururuz. Çarmıha gerilen ‘azizler’i suçlu bulmanın yollarını ararız. Bu bizim vicdanımızı rahatlamamızın yoludur. Naziler arasında yaşarız ve ya Nazi olmamızı ya da Nazilerden korkup susmamızı haklı çıkaracak sebepler ararız. Yahudi, komunist, Çingene komşularımız bir bir faili meçhul biçimde kaybolurken bazen görmezden geliriz bazen de kurban oldukları için onları suçlarız: Yahudi, komünist veya Çingene olmayı suç sayarız.

Ve makul vatandaşlar durmadan öteki düşmanlıklarıyla beslerler körpe ruhlarını. Ötekilere dair çirkin anlatılarla kandırılır, kandırırlar ki düşmanlık insanlıkla değişilir o zaman, iyilik kötülükle farkına bile varılmadan.

İşte böyle böyle insan bedeni ayaklar altına alınır ruhlarla beraber. İnsanlar kendi onurlarını kendleri ezer insan bedenlerinde.

Barış K.

01.08. 2017

Ankara

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: