Anasayfa > Edebiyat > Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen

Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen

“(…) Özel hayatını medyaya asla yansıtmayan, Beyaz Zenciler‘in gördüğü olağanüstü ilgi yüzünden hipi ile punk arası bir kuşağı temsil ettiği söylenen, ‘uyuşturucu maddeler yazarı’ olarak anılan bir yazar. Bu konuda kendisi şöyle diyor: ‘Beni Beyaz Zenciler ve Son Tilki Avı’nı yazmaya iten ’70’li yıllarda yayımlanan kitaplar oldu. Bu kitaplar blöf doluydu. Uyuşturucu cehennemlerini anlatan uyduruk anı defterleri, filan. Her şeyin bombok çevreler olarak anlatıldığı bu kitaplar beni çok öfkelendiriyordu. İnsan her yerde insandır. İnsan bilmediği şeyleri yazmaya çalışmamalı. Ben bunları hem bildiğim, hem de takıntım olduğu için yazdım.’

(…)”

Beyaz Zenciler, Ingvar Ambjörnsen, Çev: Banu Gürsaler Syvertsen, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2013, s. 2

“(…) İçip içip, düş kurduğum bir boşluktu her şey.

(…)

(…) Korkuyordum. Korkuyordum, Lorca’nın tozlu bir köy yolunda durup, faşistlerin o güzelim şair beynini bir veya beş kurşunla dağıtmalarını beklerken korktuğu gibi.

(…)

Mart. Oslo aynıydı. Oslo hep aynıdır zaten. Bu anlamsız sefere çıkışımın üzerinden altı ay geçmişti, ama yuvaya döndüğüme sevinmedim. (…)”
agy s. 13, 14
“(…) Her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de Tanrı’nın mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. İnsan yaratıcılığının eseri – evet tamam. Ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? Ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı engin düş gücü, arayıp bulma tutkusu? Çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda, çılgınlığın savanlarında çıktığımız, yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinde koşan bir çete…
(…)”
agy s. 27
“(…) Esrarcıların çevresinden bir grubun resim ve tiyatro gibi etkinliklerle uğraştığını, bu yasak maddelerin kullanımının dini bir yanı da bulunduğunu biliyordum. Bu yüzden de esrarkeşlerin, Lilevik’in bütün temiz insanlarını ilgilendiren eğitim, kariyer ve benzeri binlerce cüce düşünceden farklı düşüncelerini bulunduğunu seziyordum.
(…)”
agy s. 139
“(…)
MESLEK LİSESİNİN, diğer liselerden farkını çabucak kavradım. Okulun avlusundaki dev küllükler bile yetti bu farkı görmeme… Burada insana yetişkin muamelesi yapıyorlardı; enfarktüs veya akciğer kanserini davet edip etmemek bireyin kendi meselesiydi. Lisede, tiryaki öğretmenlerin teneffüste bahçeye koşup sigara içmeleri, ancak aynı şeyi yapan öğrenciyi yakaladıklarında okuldan atmaları ikiyüzlülüğünden kurtulduğuma memnundum.
(…)”
agy s. 166
“(…)
ORACIKTA kafam yine karmakarışık olmuş, kalakalmıştım. Bu, benim erkek domuz beynimle bir türlü kavrayamadığım bir mantıktı. ‘Git’ deyince gidilecek, otuz saniye sonra da ağlamaklı ve sadık bir köpek sokulganlığıyla geri dönülecekti. Beyaz Ev’e gittim. Kafası karışmış, depresyona girmiş bir salaktım ve karşı cinsten birine tutulmak gibi bir günaha girmiştim. Domuzun tekiydim.
(…)”
agy s. 244
“(…) Meyve toplamak çok basit bir iş; iki saatte öğreniliyor, haftalarca uygulanıyor. Bu sömürüye bir son vermek için bir sendika başkanı edasıyla yönetime çıktımsa da bir sonuç alamamıştım. Öğrencilerin bedava çalışması sonucu okulun para kazandığını itiraf ettiler. Ancak bu bir zorunluluktu ve de hep böyle yapılagelmişti.
Hep böyle yapılagelenin, sonsuza dek sürmesi gerektiği de herkesin bildiği bir gerçekti.
(…)”
agy s. 250
“(…) Şans yüzünüze güldüğünde dikkatli olun! Şunu hiç unutmayın ki ceketin kolunun cebinde hep gizli bir joker bulunur!
(…)
Trygve ikiyi beş geçe emekleyerek geldi. Ne onun halini, ne de havanın durumunu anlatmayı içim çekmiyor. Bir avukat yazıhanesine girebilecek duruma gelmesi için onu bir kapı boşluğuna çekip, çeyrek şişe Jagermeister içirdim. Bu mucizevi öksürük şurubundan sonra biraz kendine gelir gibi oldu.
(…)”
agy s. 266, 267
“(…)
‘Kadınlardan korkuyorum’ dedim dramatik bir tavırla.
(…)
“Surat asmayı bırak, kötü bir alışkanlık! (…) Her köşeden üzerinde dededen kalma bir ceket ve cebinde şiirler karalanmış kağıt parçaları taşıyan şair adayları çıkıyor. Onlardan iğreniyorum. Tek bildikleri car car çene çalmak, bi boktan anlamayan yayınevi danışmanları ve gözleri paradan başka bir şey görmeyen kapitalist yayıncılara giydirmek! Bu oğlanların istediği şair olmak, yazar olmak ama bunun için gerekli olan yolda ilerlemeye üşeniyorlar! Çok, hem de pek çok çalışmak gerek! Bir de yetenek tabii…’
(…)”
agy s. 271, 272
“(…) Charly getirdiği poşetlerden bir şişe Ballantine çıkardı, bardağa doldurup hastamıza götürdü.
(…)”
agy s. 293
“(…)
Charly’nin teyzesinin birkaç kadeh sherry içtikten sonra hep söylediği gibi: Herkesin hayatından bir NEMESİS* geçer. (…)
* Bu söz Norveçli oyun yazarı Henrik İbsen’den alınmıştır. Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü’ne göre kavram olarak NEMESİS tanrısal öcü simgeler. İnsanlarda ölçüsüzlüğü, kendine ve talihine karşı aşırı güveni cezalandıran varlık olarak gösterilir. Ate ve Hybris’in hemen ardından gelir. Hybris Yunan düşüncesinde büyük yer tutan soyut bir kavram olup, insanı suç işlemeye iten ölçüsüzlük, hırs ve kendine aşırı güvendir. Ibsen’in NEMESİS’i hangi anlamda kullandığı bu alıntıdan anlaşılamadığı gibi, Ambjörnsen de gerçek anlamının dışında kullanmış. (Belki kavramsal olarak yanlış anlamış, zayıf bir ihtimalle de cezalandıran tanrıçaya mizahi olarak koruyucu bir nitelik yüklemiş.) (ç.n.)”
agy s. 304, 305

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: