Anasayfa > Edebiyat > ey akıl git başımdan, Yasin Erol

ey akıl git başımdan, Yasin Erol

“eğer aşk insanın aklını başından alıyorsa iyi yapıyor
çünkü çoğu zaman insanda akıl
sadece ağırlık yapıyor”

ey akıl git başımdan, Yasin Erol, Komşu Yay., İstanbul, 2008, s. 7

“(…)

soluğa yakışan adam
bağrında derine saplanmış bir bıçak eksik
yalnızlığın uzak evlerinde günlerce düşünerek
aramış aklında gövdesince iz bırakan
ve iyilikten utandığı için
bir deri bir kemik kalmış o elleri

uzaklara kuzulamış yollarda kimi geceler
bulutları dağınık düşünceler içinde gösterince rüzgar
merhameti
aklının ziyanına doymuş bir çakal bırakarak
nefretin çeri çöpüyle harlatarak gözlerindeki ateşi
sürmüş öfkenin topraklarında
kinin marifet dolu atlarını dörtnala şaha kaldırarak

suların dağlardan ayrı gezdiği zamanlarda
yorgun argın vardığında huzurun topraklarına
karşısında gördüğü suratı beş karış uyku
ve cinnet getiren düşlerin çığlıklarıydı duyduğu

….

(…)

yeniden ete kemiğe bürününce insanda hayat
eğer bağışlasaydım dedi soluğa yakışan adam
alınyazım beni yanlış anlar
tefe koyup oynatırdı onurumu utanç
kötünün iyisi bir insan kalırdım insanlara
kötünün iyisi insan ki
hiç insan olmayan bazen insana

(…)”

agy s. 13, 17

“(…)
oysa ben kimseyi çağırmamıştım hayatıma
şiirden
yağmurdan
bir de kullanılmış bir çocukluktan başka”

agy s. 18

“(…)
saklandım günlerce kaderimin dehlizlerinde
ve bir akşamüstü anladım
zalim aşklar
masum insanlar için yaratılmıştır

kuşlar gibi ağaçlar gitti
kuşkulu bir akşam oldu yokluk
diz çöktüm uzaklardan önünde
kolu kanadı kırık bir su oldum
yüreğimi kasip kavuran o yangına karşı

ey dedim gizli kuyuların suyu
gecenin dışına atılmış yıldızlar
görülmüş şey mi böyle çaresizlik
toprağa sorarım toz
havaya sorarım bulut
(…)”

agy s. 22, 23

Kalsana

elim yüzüm kirli
düşlerim beter
(…)”

agy s. 24

“(…)

böyle tenhalaşmışım ya
yorulmuş bir rüzgar gibi oluyor bütün sesler
durup halini hatırını soruyorum gölgemin
sanki yüz göz olmuşum hüzünlerle
kalbim diyorum
ellerim çıkıp geliyor
kovamıyorum da

(…)”

agy s. 25

“(…)

güneş için hiçbir kötülük düşünmedim
sulara çakıltaşı gibi sokulur
kelebeklerin izlerine basmadan yürümeye çalışırdım
(…)

(…)
çekip giderdim
kıymeti bilinmemiş bir yangın gibi

(…)
şimdi bir dağı anımsamak bile gelmiyor içimden
(…)”

agy s. 29, 30

“(…)

kulenin ayaklarında
sudan nedenlerle
ağaçlarına küsmüş bir park
ve göğün rengine tutunmuş kadınlar
kimine göre bir buluttur onlar
kimine göre
bulut olsa da kime ne

tunalı da acemi bir güneş
yalvar yakar getirdiğinde öğleni
koşar gelir kaygıları bakirelerin
serserilerin de yanlış zaman sevmeleri
eğilse örneğin o bakireler
hilmi’nin sevdiği gibi
kimbilir aklımdan
ne serserice şeyler geçer

(…)

ey ankara
hüznümün anakarası
çok da olsa kişi başına düşen yalnızlığın
canın yeni evler de çekse senin
bil ki öleceksem
kucağında ölmek isterim”

agy s. 33, 34

“(…)

fazla bir şey istemedim hayattan
ömrümle yetinirim
içtiğim su gördüğüm rüya
(…)”

agy s. 35

“(…)
döndüm günlerce bir ışığın etrafında
ve abladım
hali vakti yerinde bir karanlıktı insan

(…)

(…)
yüreğimle konuştum akşamüstleri
insanlar deme bana
onların maskeden görünmüyor yüzleri

(…)”

agy s. 36, 37

Atlar

“anlatma bana atları
yüreğim kaldırmıyor düşündükçe vurulup
vurulup yerde yattıklarını”

M. C. Anday

hiç tutulmamış bir kadının elleri gibi
yokluğun ve güneşin uzağına düşerdi evlerimiz
evlerimiz ki
gecenin içine serpiştirilmiş birer karanlıktı
her acıya uğramaktan yorgun
sabahlarımız yetişkin
iyi niyetlerimiz de eskiydi

kaderin simsiyah çitleriyle çevrilmişti hayat
ve biz ne zaman düşünsek gurbeti
biraz daha benziyorduk atlara
soluğa kesik kesik
ayışığına
tenimizin esmerliğinden alıp gidiyorduk

(…)

gündüzlerin gecelere göğüs gerdiği günlerde
ağıtlarımızı ürküten bir dilin sesiyle
tövbe et ve çekil diyorlardı
tanrının bildiği bir kuytuluğa
tövbe et ve çekil
oysa ki ne suç ne de günah
derelerin çoğul hali sanıyorduk denizleri sadece

(…)

ve bir gün tedirginleştik durup dururken
karanlığın ardına takılıp gitti gölgelerimiz
rüyalar görmeye başladık
uykularımızın iflahını kesen
korkuları zavallı
bembeyaz tenleri aşklara doludizgin
geldiler bir gece
geldiler tedirginleştirerek atları

artık yaşlıydı rüzgarlarımız
girdiğimiz sular da utangaç
vaktinde bakılmadığı için suskundu gökyüzü
oysa ki biz
uçmalarla delik deşik edilmiş bir göğün altında
yıldızlara bakmasını seven çocuklardık

şimdi ikide bir yer değiştirse de uzaklarım
kendimi nasıl ve ne şekil
vursam da insan kalabalıklarına
ölü bir atın sessizliği bu çekip gitmeyen
ölü bir atın söyledikleri
-şahlanıp durdu bir ömür yaşadıklarım
hayat iyi davrandı bana
ömrü uzun olsun o bozkırların-”

agy s.38-43

“(…)

bil ki seviyorsam yalnızlığı
kimse olmadığı içindir
bu koca hayat
yaşadıklarına gönül koymalar
ve çetelesini tutmak günaydınların
kolay mı sanırsın
bil ki seviyorsam yalnızlığı
kimse olmadığı içindir

(…)
nerede olsam orasını kazıyor mezarcılar
dargın koklanmış bir gül müydü ömrüm
ne hayata
ne ölüme
kendimi beğendirebildim

(…)”

agy s. 46

İkinci el sevgiler

bakarsın peş peşe ölür şairler
karaborsaya düşer hüzün
kullarını yitirmiş her tanrı gibi
göğün kuytuluklarına çeker seni

tuzlarına sarılıp uyur deniz
sözler çekilir şarkılardan
bir şeyler düğümlenir boğazına
kıyılara vurmayı unutmuş
dalgalar olur sesin

korkup çocuklaşır bütün sesler
ayrılmaz kulağının dibinden
bir tıkırtı bir çöl bilinmezliği
savrulup kumlaşır sevgilim dediklerin

yanarsın ah yanarsın
gençliğine yanarsın
bütün kuşları ürkütülmüş
gökyüzüdür artık hayat
birden olur her şey
birden gizlenemeyen gözyaşları
gözlerin ki en uzağın olur senin

diline düşersin hüzünlerin
bir lokmalık canın kalır yalnızlığa
gücenirsin geceye ve yıldızlara
gücenirsin fısıltıların çığlık olmasına
hangi yöne baksan
ikinci el sevgiler çağırır seni”

agy s. 50, 51

Çocuk ölmesi

dışarıda
rüzgar zamanı yağmur
ve kentin ışıklarından gecenin
bir deri bir kemik kalmış hali

dışarıda
sarışın bir yaz gülmesi
sırları korkutan adamlar
ana kuzusu kurşun
ışığın unutulmuş bir yerleri olmalı

siz düşünmeyi bir celsede boşayan insanlar
yakalarına gül takan ölüm tacirleri
hay kıtlık kıran girsin umutlarınıza
susun ve dinleyin
açlıktan bir çocuk ölüyor sanki”

agy s. 53

“(…)

kal desen kalırdım
git desen kalırdım
kuş kadar aklım olsa
göğsünde yatar orada kalırdım

(…)”

agy s. 58

“(…)
yalnızlık ki ölü bir ağaçtır
kururmuş insanın sesi de”

agy s. 61

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: