Anasayfa > Edebiyat > Kurgu Sarmalı 19

Kurgu Sarmalı 19

XIX

Karakolda bizi komiserin odasına götürdüler. odaya girince komiser bizi şöyle bir süzdü ve onları getiren polise döndü:‘Vukuat mı var?’

-Bu adam barda olay çıkarmış ve birisini de fena halde dövmüş komserim.

-Ne demek fena halde?

-Hastaneye kaldırdık.Durumu ciddi komserim.

Bunu duyan komiser bana daha bir ilgiyle baktı.Sonra ilgisi Melike’ye yöneldi.

-Peki bu hanım kim?

-O da bu arkadaşın kız arkadaşı galiba efendim.O da olay yerindeydi.

Komiser yerinden kalkıp karşıma dikildi.Komiser benden bir karış kısa,tıknaz ve göbekli bir adamdı.Bıyıklı ve orta yaşlı adamın babacan , hatta sempatik bir yüzü olduğu söylenebilirdi.‘Sen kabadayı mısın,delikanlı?’dedi bana

-Hayır,efendim.

Yanağımı hafifçe tokatlamaya başladı.Gözlerini gözlerime dikmişti.beni nasıl bir suçlu kategorisine sokabileceğini anlamaya çalışıyor gibiydi.Müsabakaya yeni başlayan bir güreşçi gibi hasmını tanımaya çalışıyordu sanki. yanağıma attığı hafif tokatlar da tepkimi görmek içindi galiba.‘O zaman nedir bu olanlar?’diye sordu.

Susarak yere bakıyordum. Komiserin aşağılayıcı minik tokatları sinirimi bozsa da hiçbir şey yapamayacağımı biliyordum.Çünkü karşımda devlet vardı şimdi.Ayrıca ters bir hareketimin başımı büyük bir derde sokacağını biliyordum ;bilincim artık yerine gelmiş ve takriben yarım saat önceki özgürlük hissim yok olmuştu.Boyuna terliyordum.Göz ucuyla Melike’ye baktım; bu dekolte kıyafetlerle onu tanımasam ve burada karakolda böyle rimelleri akmış bir şekilde görsem muhtemelen fahişe olduğunu düşünürdüm.

Komiser çenemi tutup başımı yukarı kaldırdı ‘Anlatsana lan!Ne oldu?’ diye bağırdı.

Komiser benim tehlikesiz biri olduğum kanaatine varmıştı anlaşılan ki bakışlarında alaycı bir hal vardı şimdi.Sesim titreyerek konuşmaya başladım.Ben konuşurken yan masada daktilonun başındaki polis yazmaya başladı.

-Arkadaşım ,karısı ve ben barda oturuyorduk.Sonra…

-Sonra ne?Bu kız arkadaşının karısı mı? Yoksa arkadaşının karısına mı sarktın?

-Hayır efendim.o bana hakaret etti.

-Arkadaşın sana küfretti sonra kavga etmeye başladınız öyle mi?

-Evet,efendim

Komiser Melike’ye döndü.

-Doğru mu?

‘Evet’ diye cevap verdi Melike duyulması zor bir biçimde.

Komiser şüpheci gözlerini Melike’nin gözlerine dikmişti ki telefon çaldı.Komiser gözünü ikimizden ayırmadan almacı kaldırdı.

-Alo…Evet…Tamam…Anlıyorum.

Komiser telefonu kapattıktan sonra kapıda duran polise döndü.beni işaret ederek‘Bu arkadaşı nezarete götür.’dedi.

Cüzdanımı,cep telefonumu,saatimi,sigaramı,çakmağımı,kemerimi ve ayakkabı bağcıklarımı alıp küçük ve karanlık bir hücreye attılar beni. İçerde benden başka kimse yoktu. Yalnızca tahta bir yatak, dışarıyı göremeyecek ve ulaşılamayacak kadar yüksekte küçük bir pencere , sidik ve bok kokusu vardı. Saatimi almalarına canım sıkılmıştı.Zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaktım.

Yatağa oturup neler olduğunu tekrar düşünmeye başladım. Sahi ne işim vardı burada;bu kadar kısa bir süre içinde neler olup bitmişti.Birisini öldüresiye dövmüştüm.Gömleğimde ve ellerinde pıhtılaşmış kanın kokusunu hala alabiliyordum.’Belki de ölmüştür’ dedim kendi kendime.O zaman ne olacaktı;hapse mi girecektim.Hapiste yapamazdım.Bunun düşüncesi bile katlanılır gibi değildi.Kendimi hiç hissetmediğim kadar çaresiz hissediyordum.Bu dayanılmaz bir çaresizlikti: hiçbir zaman geriye dönüp o anı daha soğukkanlı bir ruh haliyle yaşayamayacak, bundan sonra olayların gelişmesini izleyebilecektim sadece. Kolumdan tutulup duruşmadan duruşmaya hakim karşısına çıkarılıp bir şeyler söyleyebilecektim sadece. .Bu yüzden Adnan’ın ölebileceği düşüncesini başımdan savmaya çalıştım.Niye ölsündü ki…Ölmüş olamazdı..İki yıl hapis yatmış olduğuna göre dayanıklı bir adam olmalıydı.Bir iki yumrukta ölecek değildi ya.Birden içimi merak sardı.Koridor aydınlık olduğuna göre bu katta bir gardiyan felan olmalıydı.Ayağa kalkıp parmaklıklara gittim.

-Hey!Kimse yok mu?

Biraz sonra ayak sesleri duyuldu.Gelen bir bekçiydi ya da onun gibi bir şey.‘Ne var?’dedi kısa boylu bekçi.Bir an onun bir şey bilmeyeceğini düşünsem de şansımı denemeye karar verdi.Ne de olsa burası bir kasaba karakoluydu ve dedikodular çabuk yayılmalıydı.

-Şey,memur bey;benim kavga ettiğim o adama ne olmuş haberiniz var mı?

Adam pis pis sırıttı:‘Ne o;gatil olacam diye mi gorgtun?Hehehe!’

Adamın yüzüne aptal gibi bakakalmıştım.Karşımda karşılıklı olarak hiçbir zaman empati kuramayacağımız kıronun biri vardı ve yerinde olmak istemediği adamla eğleniyordu.Dışarıda adam diye yüzüne bakmayacağım bu hödük dışarıdaydı ;ben ise parmaklıkların arkasındaydım.

‘Merak etme’ dedi bekçi ‘adama bişey olursa habarın olur.Başka bir isteğin arzun?’

-Yok dayı sağol.

-Bir isteğin arzun olursa ben buradayım.

‘Anladım’ anlamında başımı salladım.Canım çok sigara çekse de bu adamdan istememeye karar verdim.Bekçi sallana sallana yürüyerek koridorda gözden kayboldu.

‘İlk defa kavga ettim ve belki birini öldürdüm’ diye düşündüm .Yine aynı düşüncelere dalıyordum.Ne yani bu bir anlık olay bütün hayatımı yok mu edecekti?Bunu anlamak ya da kabullenmek istemiyordum.Hem hapse girersem Melike ne olacaktı? Büyük ihtimalle bir başkasıyla olacaktı ve ben de Adnan’ın rolünü mü üstlenecektim.Kim bilir hapiste çürüyüp af beklerken belki tehdit mesajları gönderecektim Melike’ye tıpkı Adnan gibi.Belki o da yeni sevgilisine benden bahsederken ‘kocamı öldürdü.’diyecekti.Yada büyük ihtimalle uzaktan mektuplar yazan eski bir sevgili olarak bahsim geçecekti Melike ve yeni sevgilisi arasında.Birden melike’ye hiç ama hiç güvenmediğimi fark ettim.Neden her söylediğine inanmıştım ki onun: ‘ne malum Adnan’ın , kardeşini öldürdüğü belki başka bir sebepten içeri girmişti.’diye düşündüm.Belki de Melike’in bir aşığını öldürmüştü yada belki borç yüzünden girmişti hapse.

Kafam takılan bir şey de neden Adnan’ın bana hiç karşı koymamış öylece durup dayak yemiş olduğuydu.Bu tavır Melike’nin anlattığı psikopat Adnan’a hiç uymuyordu.aksine ben onu yumruklarken tuhaf bir biçimde zevk alıyor gibiydim.Şimdi düşününce psikopat gibi davranan kişinin ben olduğumu fark ediyordum. Neydi adamın suçu karısını istemek mi?Hakkını aramak mı? Kafam giderek karışıyordu. ’Karşı koyacak vakit bulamadı belki de’ diye düşündüm içimi rahatlatmak için ”o yüzden bir yumruk bile sallayamadı”.Ama bardayken yakasına yapıştığımda elini bile kaldırmadan sakince yüzüme bakması fotoğraf gibi gözlerimin önündeydi.’Belki kalabalıktan medet ummuştu ayırırlar diye’ dedim kendi kendime;ama kendim de inanmıyordum bu düşünceye.

Tahta yatağa uzanıp gözlerimi tavana diktim.Bir terslik vardı.Bilmediğim bir şey.Dışarıdan disco-barlarda çalınan techno müzik sesi geliyordu.Sokaktan geçen turistler yabancı dilde şakalaşıp gülüyorlardı.’Keşke bir sigaram olsaydı’ diye düşündüm.Biraz sonra uykuya dalmışım.

Otel odamızın kapısını açınca yatakta Adnan’la Melike’nin seviştiğini gördüm.(…)

Birden odanın kapısının açıldığını duydum.Dönüp baktığımda nezarethanedeki bekçiyi gördüm.Koyu kavuniçi kıyafetiyle kapının önünde dikilmiş sırıtıyordu.

Gözlerimi açtığımda hücredeki tahta yatağın üzerindeydim ve bir polis memuru copuyla sırtımı dürtüklüyordu.

‘Uyan hemşerim babanın evi değil burası.Çıkıyorsun.’

Gözlerimi oğuşturarak uyku mahmuru bir şekilde doğruldum.

‘Şansın varmış gardaş.’dedi hücrenin parmaklıklı kapısının önünde dikilen bekçi sırıtarak

-Garının kocası senden şikayetçi olmamış.Ulan ne boynuzlu gavatlar var bu dünyada be.Ben olsam bunu sürüm sürüm süründürürüm şerefsizim.

‘Fazla konuşma bekçi Rıza’ diye tersledi onu genç polis memuru.Bekçi Rıza bozulup sustu ve sırıtışının yerini kin dolu bir ciddiyet aldı.Polis koluma girip beni hücreden çıkardı.

‘Elimi yüzümü yıkayabilir miyim?’ diye sordum

Koridorun sonundaki lavaboya götürdüler beni

‘Çabuk ol ‘dedi polis ‘yukarda bizi bekliyorlar.’

Bir an umutlandım.Melike de yukarıda beni bekliyor olmalıydı.Acele acele elimi yüzümü yıkayıp saçını düzeltti.

İki kat merdiven çıktıktan sonra komiserin odasına geldik.İçeri girdiğimizde hayal kırıklığına uğradım;çünkü odada komiser ve Adnan vardı sadece.Adnan komiserin masasının önündeki koltuklardan birine bacak bacak üstüne atmış oturuyor ve gülümsüyordu. gözümün önüne Adnan’ın kabusumdaki hali geldi biran.İrkilmekten kendimi alamadım.Adnan’ın burnunda bir bandaj vardı ve şişmiş gözlerinin altı mosmordu;ama yaşıyordu işte.Komiser bizi- iki garip adamı- şüpheyle süzüyordu.

Ben ve genç polis memuru ayaktaydık.

‘Adnan bey eski dostluğunuzun hatırına sizden şikayetçi olmadı’ dedi komiser.Elindeki ufak poşeti bana uzattı.’Bunda da eşyaların var.’ torbayı aldım ve içine baktım.Hepsi tamamdı:Cep telefonu,sigara,çakmak, cüzdan,kemer ve ayakkabı bağcıkları.

İyice kontrol et’ dedi komiser yüksek sesle ‘sonra bir eksik çıkmasın.’

Cüzdanımın içine de baktım;herşey yerli yerindeydi.

‘Hepsi tamam ‘dedim.Kemerimi takıyordum ki ‘Sonra giyinirsin’ deyip masanın üzerindeki kağıdı işaret etti komiser ‘Önce şu kağıdı imzala.Eksik bir eşyan olmadığına dair.’

Kağıdı imzaladım.

‘Çıkabilirsiniz.’ dedi komiser.

Arkamı dönmüş kapıdan çıkmak üzereydim ki komiser arkamdan seslendi: “Tahir” Döndüm. “Babanı İstanbul’dan tanırdım” dedi “İyi bir arkadaşımdı. O ne yapıyor, şimdi?” “Öldü.” Dedim pat diye “vefat etti” gibi bir şey demek gelmedi içimden nedense. O da “Allah rahmet eylesin” demek yerine “anlıyorum” demeyi tercih etti ve bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki yüzümde bir şeyler buna mani oldu sanki, “gidebilirsin” dedi sadece.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: