Anasayfa > Karma > Uncategorized > Mimar mı olmak?

Mimar mı olmak?

Bir çok şey çok da iyi gitmiyor aslında… Bütün bu iyi gitmeyen şeyleri düşünürken saatler, günler harcayabilirim ama ne var ki, hep söylemişimdir, hayat bizi beklemiyor. Ben düşünürken zaman durmuyor ve yapmam gereken çok iş var. Günlerce süren sabahlamalar, hummalı bir çalışma (portfolyo, fotoğraf sergisi, proje, okul..) Saydığımızda insanların gözüne az gibi görünen (bu konuya da geleceğim ayrıca) bu çalışmanın ardından gönderilen staj başvuruları ve heyecanlı bekleyiş… Allahım sanki aşık olmuşum gibi düşünmeden duramıyorum, düşündükçe ellerim buz kesiyor heyecandan titriyorum neredeyse (belki de camı açık bıraktım bilemiyorum) Kimseye ne hissettiğimi tam olarak anlatamıyorum. Bu kadar mı işkolig oldum ben bilmiyorum. Bir yandan küçük bir ofiste çalışmanın bana öğretebileceği şeyler bir yandan büyük, etiketli bir ofiste çalışmanın bana katacağı prestij. Şantiye mi ofis mi karmaşası. Bunları düşünmek için çok mu erken ya da çok mu geciktim? Sonsuz bir kararsızlık..

Ve yapmam gereken işlerden sadece biri olan 50 sayfalık portfolyom. Her sayfanın ayrı ayrı ya da bir bütün olarak tasarlanması bu olmadı diyip her şeye baştan başlamanız.. Küçük bir hesap yapalım. Diyelim ki her sayfayı 2 kez baştan yaptım (2 den fazla ama 2 diyelim) 50×2=100 sayfanın tasarımı, tasarım kararları bütünlük kurması kendi içlerinde ayrılması, projemi anlatması ve projeyle bir bütün olarak başka bir tasarım oluşturması.. Bunları aynı anda düşünmek bile beni yoruyor bazen (bir o kadar da keyif alıyorum bundan, ilginçtir.) Bunlarla haftalardır uğraşıp düşünüyorum tasarlamaya çalışıyorum iyi kötü tasarlıyorum. En kötü tarafı sanırım tasarım süreci içerisinde sizin çocuğunuz haline gelmiş o sayfaların(paftanız, projeniz, sizin tasarımınız) başvurduğunuz şirkete gönderilmiş olan yüzlerce portfolionun içinde kaybolup gitme ihtimali. Bir an geliyor ki (tasarım yapmayı her ne kadar çok sevseniz bundan keyif alsanız da) neden sorusunu soruyorsunuz. Her şey o yüzlerce portfolyonun arasından ‘the one’ olabilmek için mi? Onların arasında ufacık da olsa bir umut vaadeden bir portfolyo olması mı? Başvurularına sağlam tanıdıklar referanslar ekleyenlerin arasından sıyrılıp dikkat çekebilmek mi? Sanırım bir bakıma öyle. Gelecekteki mesleğimi fazlasıyla seviyorum ve mezun olup hayallerimin gerçekleşmeye başlaması için bu stajı ayarlamam gerekiyor. Peki ya tasarım sürecini yaşamayan, bunun nasıl bir şey olduğunu bilmeyen (hayır kesinlikle işlerini hayallerini küçümsemiyorum, bu konuda samimiyim) çok sevgili arkadaşlarım, ailem beni gerçekten anlayabiliyor musunuz gerçekten? Malesef hayır. Onlara ‘kıçıkırık’ portfolyomu gösterdiğimde gördükleri bir kaç çizim bir kaç resim insan silüetleri filan… Ama aslında olan şey pahabiçilemez bir emek, midene kramplar girmesine neden olan heyecan, uykusuzluk, gerçek gözyaşları bazen. Gözyaşı önemli. Projesi başında ağlamayan tasarımcı var mıdır? Genellikle sinirden ağlarlar olmuyor yapamıyorum benden tasarımcı olmaz derler bazen ama yine de son dakika da olsa bir tasarım çıkartırlar ortaya. Malesef (içtenlikle malesef) bu duyguları tasarımcıdan başkası anlayamaz. bu sebeptendir ki mimarın mimardan başka dostu olmaz pek. Ama aynı mesleği paylaşmak yetmez aynı niyette olmaları gerekir o niyet ise tasarımcı olmaktır. Bazı arkadaşlarımız vardır babası amcası dayısı amcasının oğlu mimar olan mühendis olan, işleri zaten hazırdır, bilirler ki mezun olduktan sonra iyi para yapacaklardır. Kendilerini geliştirmeye gerek duymazlar bazen, tasarım yapmaya kendilerini yormaya gerek duymazlar. Benim, bizim niyetimizde olanlar ise çalışır didinir durur. Bizim derken elbetteki kimi kastettiğim açık benim biricik arkadaşım sesimi bile duymasına gerek kalmadan ne hissettiğimi anlayabilecek o özel insandan bahsediyorum. Adını deşifre etmeyelim, canım arkadaşım ona ‘Canım’ diyelim.

Bugün canımın sesini duyduğumda ne ancak bu kadar anlayabilirdim sanırım. Gülüyordu aslında ama o gülüşü çok iyi tanıyordum kendimden. Hafiften bir delirmişlik o kahkahanın ardında gizlenen dokunsan ağlayacağım duygusu ve gerçekten bir ağlamaya dönüşebilecek olan o kahkaha. Çok iyi biliyorum arkadaşım.

 

Belki bazılarınız ‘böyle kendinizi yormanız yanlış kendinize zarar veriyorsunuz’ diyecek bazıları ‘aa deli’ diyip geçecek. Neyse çok da umrumda değil açıkçası. Kendini yorma derseniz eğer cevabım;

Şöyle başlayalım, bu hafta bütün bu yoğunluğun karmaşanın arasında bir anlığına durdum benimle zaman da durdu sanki bir anlığına ve ciddi anlamda düşündüm mimarlığı seçtiğim o ilk günü. Bilirsiniz belki ben aslında İtü kimya mühendisliği istiyordum aslında. Yazın sınava girene kadar hatta sınavdan çıktıktan sonra bile. Sonuçlar açıklandığında ise puanım İTÜ kimya mühendisliğini ve daha bir çok İTÜ bölümünü tutuyordu. O hayran kaldığım Üniversite yılları için biçilmiş kaftan olan Ayazağa kampüsünde okumam için hiçbir engel yoktu. Ancak, sanki içgüdüsel bir karardı, istediğim tek şey mimarlık okumaktı o an ve tercihlerime bütün üniversitelerin sadece mimarlık bölümünü yazdım. O zaman bilmiyordum fakat o durup her şeyi durdurup düşündüğüm an farkına vardım aslında ne zaman mimar olmaya karar verdiğimi. Tercihlerden hemen önceki zaman diliminde değil ben çok daha önceden karar vermiştim mimarlığa.

Hayatın Kaynağı isimli kitapta kahramanımız Roark mimar olmaya 9 yaşında karar verdiğini söylüyordu. Aldığı cevap ise 9 yaşında bir çocuğun mesleğine karar vermesinin imkansız olduğuydu. Hayır imkansız değil ben de o yıllarda karar vermiştim sadece yeni farkına varıyordum. İlk okulda babama el işi dersimizle okulla ödevle alakası olmadan mukavva aldırıp ev maketleri yaparken karar vermiştim. Sims oynarken her defasında sadece evi tasarlayıp sonra oyundan sıkılıp bırakırken karar vermiştim. Her gün liseye giderken gördüğüm o E-5 üzerindeki binayı yenilemenin hayaliyle yaşarken karar vermiştim mimar olmaya. Sadece bu kararımı biraz geç farkettim neyseki çok geç olmamıştı. Ama hala kararımın nedenini bilmiyorum. Sadece tasarlamaktan, tasarım yapmaya çalışmaktan keyif alıyorum. Başlangıçta bu kadar keyif alacağımı da bilmiyordum bu kadar zor olacağını da. Ne yazık ki bu bilinçsizliğim ilk yılımın neredeyse boş geçmesine sebep oldu. Tabi ki ilk proje dersleriimi aldığım çok değerli hocalarım olmasa gerçekten bomboş bir yıl geçirmiş olurdum. İlk proje hocam, yine isim vermeyelim, bizim için evrene enerji gönderir, bir sorununuz mu var yanınızdadır her zaman, enerjimimar demek istiyorum biricik hocamıza. Birinci sınıfın son derslerinden birinde ‘’Farkınızın farkında olun, siz ‘mekan’ ne demek biliyorsunuz’’ diye üstüne basa basa söylemişti. O zamanlar bu farkımızın farkında değildik gerçekten de hiç birimiz, değil farkın farkında olmak ‘mekan’ın ne demek olduğunu bildiğimi bile çok sonradan farkettim. Şu an sarılıp öğrettiği her şey için teşekkür etmek isterdim kendisine.

Mimarlıkta ikinci sınıfta ilk mimari tasarım atölyesini aldığım hocam, hayatımı mimarlığa bakış açımı değiştiren bilinçlenmemi sağlayan, bana tasarım yaptıran o çok değerli eğitimci, anaç tavırlarıyla herkese kucak açar size kızsa da bile asla aşağılamayan, her derdinize koşan, saatlerce odasında otursanız da asla sesini çıkarmayan o mükemmel insan, Annemimar. Eğer ondan ders almış olmasaydım belki şu an pafta tasarımı konusunda hiçbir fikrim olmayacaktı, ve bana güvenin pafta tasarımı çok keyifli. Sunumunuzun iyi olmasını istedikçe projeniz gelişiyor projeniz geliştikçe onu daha iyi sunmak istiyorsunuz. Böylelikle her paftayı benim gibi, 3-5 sefer belki 10 sefer tasarlayan biri haline dönüşmeniz mümkün ama aslında o biraz da o benim kişisel problemlerimle alakalı olabilir. Korkmayın. Herneyse.. Size Annemimar ile olan bir anımı anlatmak istiyorum, bir proje yürütücüsünün kibar da olabileceğini göstermek için. Bir gün Annemimardan proje kritiği alırken bana çözdüğüm çatının çirkin olduğunu söyledi. Hiç alınmamıştım hatta söylediği şeyin alınabileceğim bir şey olduğunu farketmemiştim bile sonuçta o benim hocam ve ben kritik alan bir öğrenciyim, ta ki benden özürdileyene kadar. Belki aşinasınızdır mimarlık öğrencilerinin kritiklerde, jürilerde nasıl aşağılandığını, ağlayarak jüriden çıkanların namını duymuşsunuzdur belki. Peki özürdilediğini?  Ben pek sanmıyorum. Sonra hiç unutamadağım iki cümlesi vardır, sadece birer kez söyledi bu cümleleri elbette ama sanırım mimarlığa bakış açımı değiştirdi bu cümleler; ‘’Hiç fakir mimar görmedim fakat mutsuz mimar çok gördüm.’’ Ve ‘’Ben herkesin her istediğini yapmadığım için eğitimci oldum.’’. Bu cümleler bana mimarlığın para için yapılmaması gereken yapılamayacak bir meslek olduğunu öğretti, ve hatırlatıyor. Sevgili Annemimar bana kattığın her şey için beni bilinçlendirdiğin için bana ikinci bir anne gibi davrandığın için çok teşekkür ederim.

Bütün bunların yanında kendimi geliştirmeme çok büyük katkısı olan kendimi geliştirmemi istememe sebep olan sevgili mezun mimarımız Küçükadam. Anne mimarla hemen hemen aynı zamanlarda hayatıma giren bu beyfendiye bazen çok kızsam da baya kızsam da bu kızgınlığımı ona yansıtmayacak kadar çok seviyorum onu, benim biricik arkadaşım, hakkını yiyemem hiçbir zaman. Ne zaman başım sıkışsa bir konuda yardıma ihtiyacım olsa biliyorum ki o yanımda. Evet her zaman fiziksel olarak değil hatta belki o bunu çok da önemsemiyor, emin değilim, ama onun küçücük bir cümlesi kendimi iyi hissetmem için yeterli oldu hep. ‘Hayatına giren kadın portfoliosuna yenilerini eklemeye çalışan’ (bu da onun bir sözü) onca adam arasında Küçükadam gerçekten farklıydı benim için. Beni elinde bir kelebek gibi tutabilirdi ona bağlı bağımlı olabilirdim, fakat bunun yerine beni bıraktı, bırakmaktan öte uçmamı sağladı. Beni çok mu sevdi hiç sevmedi mi bilmiyorum ama şu an çocukluk hayalimi gerçekleştiriyorsam eğer bu onun sayesinde onun teşfiğiyle oldu. Çocukluk hayalim mi? İtalya’da yaşamak. Evet şu an erasmustayım bir yıldır İtalya’da yaşıyorum. Buradaki hayatıma değinmeden önce Küçükadamın beni nasıl gönderdiğini anlatmalıyım.

O günlerde ÇAP (çift anadal programı) yapmayı düşünüyordum. Hatta karar vermiştim, kafamı kurcalayan şey İnşaat mühendisliğinden mi yoksa iç mimarlıktan mı ya da başka bir bölümden mi yapsamdı. Her konuda olduğu gibi Küçükadama sordum.

-Hangi bölümden ÇAP yapayım Küçükadam?

(telefon çalar)

+Ben de seninle bunu konuşmak istiyordum. Neden ÇAP yerine erasmus yapmıyorsun sana daha çok şey katar git biraz vizyonun gelişsin.

-Bilmem hiç düşünmemiştim. Olabilir aslında.

Ballerina düşünür, staj yaptığı ofisteki insanlara sorar Annemimar’a sorar bir iki gün içinde gelişir her şey. Ve Ballerina Canım’ı arar.

-Canım, ben erasmus sınavına giriyorum haberin olsun sen de gir bence.

Bir başka gün –Canım ben erasmus sınavını kazanmışım.

Bir başka gün –Canım ben gidiyorum beni çok özleyin olur mu?

Olaylar böyle gelişti hızlı göz açıp kapayıncaya kadar, Canım ne olduğunu anlayamadı bile. En çok onu özlüyorum sanırım. Siyam ikizimden daha yakın her derdimde hiç düşünmeden yanıma koşan, her sevincimde sanki kendisinin başına gelmiş gibi mutlu olan biricik arkadaşım bundan sonra da yanımda ol hep.

Ve böylece mimarlık eğitimimin üçüncü yılındayım İtalya’dayım, erasmustayım. Öylesine insanlarla tanışmadım burada. Her biri ayrı ayrı kendine özgü, çok güzel karakterlere sahip insanlarla tanıştım. Erkekler bilir, askerlik arkadaşlarından daha değerliler benim için. Beraber yola çıktık Avrupa’yı gezdik, beraber eğlendik ve beraber sabahladık projelerimizin başında. En yoğun dönemim olabilir ama çok da eğlenceli. Erasmus partilerini bir kenara koyun onların da katkısı olmuş olsa da mutlu olduğum kısım kendimi gerçekten de en çok burada geliştirdim sanırım. İtiraf etmek gerekirse ben yoğunluğu seviyorum çok seviyorum. Sabahlara kadar proje yapayım, fotoğraf sergisi fotoğraflarını hazırlayayım, portfolyomu tasarlayıp staj başvurularımı yapayım, bir yandan workshoplara katılmanın yollarını arayayım, katılayım, ama dans kursuna da devam edeyim, dans kursuna giderken dans gecelerinden geri kalmak olur mu hiç? Hayır. Hepsini yapayım. Hepsini de yapıyorum. Merak ediyorsanız eğer evet hem uyuyorum hem yemek yiyorum. Sağlığım yerinde. İlk kez buraya yazıyorum ki ben sabaha kadar proje yapmış olduğumda o sabah tükenmiş, mutsuz, sinirli, huysuz görünebilirim ama esasında mutlu oluyorum. Tasarım sürecinde dökülen kan, ter, gözyaşı olmazsa olmaz benim için olmazsa hastalanır yataklara düşerim gibi geliyor. Neden mi? Çalışmak, tasarım süreci hayattaki diğer sorunlardan uzaklaşmanın iki yolundan biri benim için. Diğeri mi? Diğeri dans etmek. Hiç kimsenin hayatı kolay değil elbette ama benim kendi kişisel sorunlarımdan ya da kişilik sorunlarımdan uzaklaşmaya ihtiyacım var. Bazen biraz deli olabiliyorum. Saymakla bitmez bu sorunlar ama korkmayın burada onlardan bahsetmeyeceğim. Şu an kendimi daha iyi hissediyorum artık siz de beni biraz olsun tanıyorsunuz. Daha önemlisi ben kendimi daha iyi tanıyorum. Daha huzurluyum.

İlişkili Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: