Anasayfa > Kargakara > Peygamberler Filozoflar ve Şairler (Sonuç)

Peygamberler Filozoflar ve Şairler (Sonuç)

Burada birkaç Rişi’den bahsettikten sonra şunu da belirtmek gerekir ki Rişi de olsa varlıkla doğrudan ilişki kurup onunla bilinçli bir halde bütünleşebilen insanın en büyük sıkıntısı bu ilişkinin sürekliliğinin kesintiye uğramasıdır. Öyle ki varlıkla estetik ilişki kurabilen insanın bu ilişkisi kesildiğinde o artık manitusunu kaybetmiş bir Kızılderili gibi tekrar Dasein olarak sınırlanmış dünyaya düşecektir; ‘ben’inden uzaktaki sürgün hayatına devam etmek zorunda kalacaktır. Bu düşmüşlük ve sürgünde belki hedonizme sarılacak; belki de bütün Dasein’lar gibi günlük hayatın akışına kapılıp gidecektir ya da sadece orada olacaktır. Lakin burada aslolan varlığın hep varkalımı ve dolayısıyla da ilişki kesintiye uğrayabilse de onunla ilişki imkânının hep varolacağı gerçeğidir.

Artık soruşturmamızın sonuna geldiğimize göre bu soruşturmada nasıl bir yol izlediğimizi ve nereye ulaştığımızı kısaca özetlememizin vakti gelmiş bulunuyor. Soruşturmamıza “hayatın anlamı nedir?” sorusundan hareketle başladık. Bu soru bizi öncelikle ‘hayat’ ve ‘anlam’ kavramlarının sorgulamaya sürükledi. Bu sorgulamada ‘hayat’ı ister tek bir kişinin ‘hayatı’ isterse ‘varlık’ bağlamında ele alalım onun anlamının ne anlattığında; yani bir anlatı olarak kurgulanıp kurgulanamayacağında yattığını fark ettik. Çünkü birbiriyle kesişen ve hatta bir biçimde birbiriyle örtüşen varlık, dünya ve ‘ben’in anlamlı olabilmeleri için ya bir anlatı olarak kurgulanabilmeleri ya da bir anlatı içinde anlam kazanabilmeleri gerekmekteydi. Dolayısıyla bu imkânı araştırabilmek için anlatının ne olduğuna açıklık kazandırmaya çalıştık. Sonra ilkin ‘ben’in kendi dünyasını bir anlatı olarak kurgulayabilme imkânını sorgulayıp bunun mümkün olmadığı sonucuna ulaştık. İkincileyin ‘ben’in bir anlatı içine dahil edilip edilemeyeceğini araştırmaya koyulduk ki burada karşımıza bu imkânı sunabileceği düşünülen ve felsefi tarihi anlatıların da kaynağı olan İbrahimi anlatı çıktı. Mecburen İbrahimi anlatının karanlık dehlizlerinde dolaştıktan sonra İbrahimi anlatının da ‘ben’i anlamlandırmada başarısız ve yetersiz olduğunu gördük. Bu anlatının türevi olarak varlığı bir anlatı olarak sunan felsefi tarihi anlatılara da baktığımızda anladık ki varlığı bir anlatı olarak tasarlamak imkânsızdır. Sonuç olarak varlığın anlamını sorgulamanın beyhude bir çaba olduğu ifşa olunca asıl yapılması gerekenin onun anlamını aramak değil onu duymak ve tecrübe etmek olduğu da açığa çıktı. Bu noktada varlıkla doğrudan bir ilişki kurmanın ve onu tecrübe etmenin yolunun varlığın hakikatinin güzelliğinde saklı olmasından dolayı onunla estetik bir ilişki kurabilmek olduğu fikrine vardık. Estetik ilişkinin de dışavurumunun sanat olduğu sonucuna vardıktan sonra onun asıl dile geldiği sanatın şiir olduğunu anladık. Bu sonuç da bizi şiirle ilgili bir analize sevketti. Bu analizi elden geldiğince yaptıktan sonra artık bize düşen şiire kulak vermekti ve biz de öyle yaptık. Nihayet artık diyebiliriz ki varlığı duyamadığımız, tecrübe edemediğimiz; varlıktan, ‘ben’den ve dolayısıyla sahiciliğimizden koptuğumuz yerde kime ve neye kulak vereceğimizi bilmekteyiz. Bu bilincin de bize sonsuz kurtuluşu sunmasa da en azından bizi aydınlatan küçük bir mum ışığı yakmış olabileceğini umuyorum.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.wordpress.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: