Anasayfa > Edebiyat > Şairler Neden Şiir Yazar 4

Şairler Neden Şiir Yazar 4

Şair toplumu aydınlatmak için mi şiir yazar?

Bu noktada meselemiz babında “şaire de peygamber gibi yol gösterici; toplumsal bir misyon yüklenemez mi?” sorusunu ele alalım. Çünkü kimine göre şairin görevi budur: Halkı aydınlatmak. Böylece şair kendiliğinden toplumsal bir peygamber konumuna sokulur. Artık ondan beklenen de tıpkı peygamberler gibi kitleleri hakikat hakkında bilgilendirmesi ve harekete geçirmesidir. Bu görüşe göre o olumlu bir minvalde toplumsal mücadelenin bir kışkırtıcısı olmak durumundadır. Ama burada durup şunu sormak gerekmektedir: Hali hazırda bunu düzyazınsal bir biçimde üstlenen liderler, kanaat önderleri ve filozoflar varken şair neden varlığın hakikati olan güzelliği siyasete alet etmek ve bir ajitatör olmak zorundadır? Hele ki şairin gününün toplumundan ilerde ve hatta zamansal olarak evrensel olması onun hakiki özelliğiyken. Şiir “Geçmişin, şimdinin ve geleceğin DOSTLARINA” yazılmalıdır; sadece bugünün insanına değil. İyi bir yazar ya da şair sonsuz zamanda insanlıkla bağ kurmalıdır. Bugün olduğu kadar yarın da; burada olduğu gibi her yerde okunabilmelidir. Ducasse’a göre de çağının ötesine ulaşacaksa şair şiirini yazarken kendi döneminin gelip geçici olaylarından rahatsız olmayacak bir zihinsel dinginliğe sahip olmalıdır: “Çevresinde kopan Patırtı’nın en küçük gürültüsünden rahatsız olacak kadar bağımlı değildir en büyük insanın ruhu (kafası).” Çağları aşan gerçekliği varlığı yakalamak için böyle olmalıdır: “Usunu güç duruma düşüren, krallıkları yöneten bu zekayı bulandıran hayvanı kovacağım, gerçeği bulmasını istiyorsam.” Bu yüzden çağının olaylarını yadsırken edebiyatıyla da yüzleşmeden edemez Ducasse. Ayrıca unutulmaması gereken noktalardan biri de öyle ya da böyle siyasete bulaşan her şey gibi şair ve şiir de kirlenmeye mahkum olduğudur. Çünkü,

… şairin okura (doğrudan yazarı notu) bir eylem önerisiyle gitmesi… şairi zorunlu olarak şiir dışına çekeceğinden şiirden ödün vermesine neden olur. Onun şiirsel etkinliğini köreltir. Oysa şiirsel etkinlik sadece şiirle verilebilir. Şiiri politik bir amaca yöneltmek onu sosyal ve siyasi bir düşünceye hizmet eder duruma getirmek, bu düşünce ne kadar yüce olursa olsun doğru değildir. Yakın bir geçmişte ‘devrimci şiir’ savsözüyle ortaya konan bir çok yoz ürünün gerisinde bu yanlış tutum yatmaktadır.

Şairin ve şiirin toplumsal bir boyutu elbette vardır. Bu noktada Uğur’un şu görüşü oldukça haklıdır: “Kimi sanatçı, toplumsal bilince ilişkin kuramsal bir donanıma sahip değildir üstelik; ama yaşamı algılama biçimi onu ‘muhalif’ konuma iter (ya da itebilir y.n..)” Ama bu etki doğrudan bir etki olmak durumunda olmadığı gibi şairin asıl niyeti de olmayabilir. Çünkü şair varolanlar ve yaşantılar aracılığıyla varlığı duyumsarken toplumu yönlendirmek gibi bir niyet içinde değildir. Hakikatin içinde yatan toplumsal etki şiirin içinde kendiliğinden içkin olabilir ancak. Öyle ki şiir siyasete ve toplumsal olaylara doğrudan karışmayarak güzelliğin yani hakikatin ifşa olmasına izin verir; “…Çünkü şiir hiçbir şeyi yapmaz: hayatta kalır/ İdarecilerin kurcalamayı istemeyecekleri/ Kendi yapımının vadisinde…” Ama şiirin bu ‘ayakta kalışı’ hakikatin insanlara etki etmesini de sağlayacaktır. İşte şiirin bu yok edilemezliği ve etkisidir egemenleri şiir karşısında ürküten. Oysa şiiri siyasi bir araç olarak gören anlayış şiirin siyasi ve aktüel bir metin olarak kalmasına ve uzun erimli olmamasına yol açar.

… şair içinde yaşadığı toplumun aydın bir bireyi olarak ‘memleket hali’ karşısında bir çok eylemlerde bulunabilir. Ama bu eylemler onun kişilik etkinliği olarak yapıldığında bir anlam kazanır. Şair herhangi bir kuruma, bir derneğe ya da siyasal partiye üye olabilir. ama bunu şiirle yapmaya kalkışmak hem ucuz hem de şiir adına yanlış olur. Şair şiirinin tınısını her ne amaçla olursa olsun bozmamalıdır. Çünkü böyle bir tutum şiiri şiir olmaktan çıkarıp onu asıl yararlı olan görevinden uzaklaştırmaya ve yozlaştırmaya yarar.

Bu tarz ideolojik amaçlarla yazılmış şiirler kendi çağında estetik bir beğeni yaratırsa da bu beğeni hem günün koşullarının hem de siyasi bir görüşün etkisindedir. Eğer şaire belli bir ideolojinin sözcülüğü görevini yüklerseniz ya da şair kendini böyle konumlandırırsa şiirlerinin dayanağı varlık yaşantısından çok ideolji ve dolayısıyla ideolojik metinler olacak; yani şiirin dayanağı düzyazı ve yaşama düzyazınsal bakış olarak kalacaktır. Bu durumda da şiir, özündeki düzyazınsal dünya anlayışının yıkım aracı olma niteliğini yitirecektir.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: