Anasayfa > Edebiyat > Şiirden Sızan İnce Ka n 21

Şiirden Sızan İnce Ka n 21

Tunçer, toplumun dini anlayışına da saldırır şiirinde alaycı ve cesur bir biçimde. Nihayet din de kurulu düzenin en önemli dayanaklarından biri olarak devrimin önündeki en önemli engellerden biridir: “Elimizin tersiyle ittik hurileri, melekleri ve kevser şarabını;/ gılmanlar cennette diye sımsıkı avuçladık kükürt azgını alevleri;”. Cesurdur şair ve ölüm korkusuyla öte dünya inancına sarılmaz; çünkü şiir ölümden sonra da devam edecektir yoluna hem de kanatlanarak: “en kanatlı şiirleri, nasılsa öldükten sonra söyleyecektik.” Ne var ki içinde bulunduğu toplumun yığınları dine sarılmıştır ve şair için yalnızlık hem bir tutsaklık hem de kalabalığın baskısından kurtulmak için bir sığınaktır bu yüzden. “Yalnızlık tutsağıyız, yığınlar esritiyor düşüncelerimizi ve biliriz,/ yalnızlığın telvesini içmek gerekiyor kalabalık bastığında daralan yüreğimizi…”  der ve ardından ekler: “Değil mi ki beklentisiz bir gerginlik dokunmakta sabrımızın tezgahında”. Bu dize de umutsuzluğa kapılmış gibidir ama aynı şiirin sonunda birden bu dizede dile gelen umutsuzluğa hiç uymayan bir öneriyle; bir çağrıyla çıkar karşımıza:  “İzle beni, gel peşimden ve yazgını öğren; zamanlaması yanlış olabilir ölümün./ Bırak geçmişte kalsın eskinin balçık kokulu yayvan papirüsü;/ gecikenin önsözünden başlat iliklerinden süzdürdüğün sancılar kızılı öykünü;/ nokta değil, üç noktaya büründüğünü son denilenin… sakın unutma!”[1] Şair köhne öte dünya inancını bir kenara bırakmamızı söylemektedir; inanılması ve uğruna ölünmesi gereken her ne kadar ‘gecikmiş’ de olsa ‘devrim’dir yine. İçinde bulunulan dönem ‘kızıl öykü’ye konmuş bir nokta değil gelecekteki devrime önsöz olacak olan üç noktadır. Tarihi zihninde sonuna kadar gören şairin sözleridir bunlar. Sonsuz zaman bir andan başka bir şey değildir aslında .

Bir dilim ekmek, bir yudum sudur zaman;
solumak,
satırları sayfalardan taşırarak duraksız okumaktır;
bir ağacın filize duruşu,
yeni doğmuş tayın bacaklarındaki titreme,
bir yüreğin her atımda gerilen zembereği,
şakaklarda iz süren ter
ve gölgeli bir son hırıltıdır.[2]

Fakat her ne kadar şair sonsuz zamanı ve geleceği zihninde ele geçirmiş olsa da şimdinin ağır aksaklığından kurtulup dokunamamaktadır ona. Geleceğin umuduyla şimdinin ağırlığı arasında bocalayıp durmaktadır: bir yanda geleceğin umudu bir yanda şimdinin beklentisizliği arasında dalgalanıp durur söylemi. Ben Olmayanın Bitikliğine Ezgi şiirinde “Bırakın” diye haykırır şair “çok yaşadım, ölmeliyim artık”.  “lanet” eder “yaşama tutsak kılan öfke”sine “sevda”sına; “Ölmeliyim artık” diye tekrarlar: “zaten ölürcesine yaşadım”.  Zaten “ufku”nda yarat”mıştır “yaratılacakları çılgıncasına

Daha ne denli acı çekebilir bu gövde,
daha ne denli umut,
ne denli sevda,
daha ne denli katlanabilir bu kazanılmaz, boşanılmaz savaşa…

“Yetti artık onursuzluk döşeği onur sözleri!…” derken kendi şiirini de bırakmasının zamanının geldiğini söyler gibidir; yeterince şiir yazmıştır ve belki de artık “Geleceğe savrulmuş bir çığlığa kesip ölmek zamanıdır/ Binlerce beyinde yeniden, yepyeni doğarcasına.”[3]

Olasının Gerekliye Akışı şiirinde çılgınlık ve ölümün sardığı bir zihinle karşılaşırız:

 Nasıl sessiz bir çığlıktır, yankılanır içimde
Sultan-ı Yegah Sirto denli bitkin, oynak;
bilinç kordonu ha koptu ha kopacak gövdemden,
kuytu uçurumlarda gizlenen ölüm olmalı.

“hiç yapmadığı” “konuşmalar” “hiç göndermediği” “mektuplar” “yaz”maktan ve “görmediği” “günlerde yaşa”maktan yorulmuştur artık.

 Bir kımıltı doğrulmakta çoktandır unuttuğum,
bekleyiş desem değil, kaygı desem değil;
kalakalmışlığın ikircikli ürküntüsü taşıdığım,
ölüm yarın değil bana, dün olmalı!”[4]

Denebilir ki Tunçer şiirinin özeti yukarıdaki son iki mısrada gizli gibidir: ‘kızıl öykü’nün en fırtınalı yerlerini geçip şimdinin üç noktasında yanlışlığın yalnızı olarak kalakalmış ve ölmek için ne bu öykünün gelmiş geçmiş kısmına ne de sonuna gidemeyen öznenin hapsolduğu andaki tutunamamasının, yalnızlığının, yabancılığının, kaygısının, intihar ve ölümü özleminin şiiridir bu. Sonuçta Tunçer şiirinden etkilenmiş midir etkilenmemiş midir bilinmez ama Kaan’ın şiirinin de benzer izlekleri en sonuna, kendi intiharına kadar izlediği kesindir. Şu farkla ki Tunçer’in öznesinin devrimci kökü Kaan şiirinin öznesinde yoktur. Kaan şiirindeki öznenin kökü doğrudan kendi varoluşuna uzanır.

Barış K.

  1. 05. 2015

[1] Agy, s. 16

[2] Agy s. 19

[3] Agy s.20

[4] Agy s. 22,23

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: