Anasayfa > Edebiyat > Yalnızlıklar, Hasan Ali Toptaş

Yalnızlıklar, Hasan Ali Toptaş

“(…)

Ama, müfrezeler kocaman bıyıklarını
(-ki, yüzde taşınan birer devletti bıyıklar)
oynatarak kovarlardı beni;
(…)

Müfrezelerin peşimde olduğu kaçmamdan belliydi çünkü;
koşmalıydım ben ve koşardım
ve bir süre sonra koşa koşa,
koşmak durmaya benzerdi.
Durmanın dışında koşmak bulamazdım o anda;
dururdum ve bir uçurum dolanırdı ayak bileklerime.
Yalnızlık, uçurumları giyinmektir biraz da.”

Yalnızlıklar, Hasan Ali Toptaş, İletişim Yay., İstanbul, 2012, s. 19, 20

6.

Silahlarla büyür yalnızlık.

Silahlar ki, her biri bin yalnızlıktır
ve düşmanıdırlar dilin.
Onların menzilinde kavramlar birer orospudur,
kelimeler tacir.
Çıplaksalar giyinip peşimize düşerler
onca yıllık dostluktan sonra;
giyinikseler soyunup peşimize
onca yıllık düşmanlıktan.
(…)

Yakayı kelime kelime ele vereceğizdir yani (ne güzel!),
(…)

Avcılar ki, av olmaktan sıkılmış yalnızlıklardır.

(…)

(…)
ve radyodan yayılan mrşlar karışınca
çayların buharına;
yüzlerimiz azalır bizim.
(…)

Çünkü yüzlerle birlikte anlamlar da azalır;
ve anlam,
yüzün öteki yüzüdür.

(…)

Bilinmesin;
yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.”

agy s. 21,22,25,26,28

7.

Yalnızlık alıp karşına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
içlerinde sana en çok benzeyeni,
benzemiyor diye.

Yalnızlık, öldürmektir.

(…)

Yalnızlık, sizin size yokuşunuzdur.”

agy s. 29, 30

8.

Ansızın ayaklanmışken bir yanın
bir yanının köleliğine;
bir yanın sakalı yüzüne yüzü sakalına
batmış bir derviş
gibi dalmışken kendine;
bir yanın kurtulmuşken kendinden
ve bir yanın yeni haberler getiriyorken
dünden bugünden,
yalnızlık susturmaktır
kendi sesinle kendini,
iç bedenini oymaktır diş diş,
düş düş
genişletmektir.

Yalnızlık en çok susturmaktır.

Yalnızlık, damlada okyanus avıdır durup
dururken; üstelik yelkenimiz yoktur,
sonra, tenimiz.
Tenimiz ki,
ısı okur,
nem okur,
yön okur da
yazmaz bildiklerini.
Yazacaksa bir başka ten gerekir ona,
bir başka can.
(…)

Yalnızlık, okyanusta damla avıdır,
kum tanesinde çöl.
Çöller ki, kupkuru heceleridir
yeryüzü yalnızlığının;
güneşi tuttular mı, bırakmazlar bu yüzden,
insanı tuttular mı bırakmazlar;
ve iklimlerle büyürler,
büyürler,
büyürler de
büyüklükleri taşar bizden.

Büyüklük olsa olsa
küçüklüğü kavranamayandır oysa;
ve yalnızlık
en çok büyütmektir.”

agy s. 31-34

9.

Yalnızlık bir boşluktur
içimizde;
sisli yamaçlarında babalarımızın
dev gölgesi dolaşır.
(…)

Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.

(…)

Erken çizilmiş karikatürlerimizdir babalar bizim;
onları tamamlaya tamamlaya
çocuklarımızla tamamlanmaya koşullanırız.
(…)

(…)
ve eşyalar
aslında birer boşluk olduklarını anımsarlar ansızın
sonra boşluk taşar boşluk kelimesinden,
taşar.
Artık ne yapsak yapmıyoruzdur,
ne yıksak yıkmıyoruzdur.

Babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz.

Yalnızlık,
çocuk kılığında bir babadır
torunların büyüttüğü.

Ve
her terekede bir yalnızlık vardır
sulh hakimlerinin göremediği.”

agy s. 35, 38-41

“(…)
ve yalnızlık
ve yalnızlık biraz da aklın, törelerin ve geleneklerin
ve yasalarla alışkanlıkların
bizi kuşattığı yerdir.”

agy s. 48

“(…)
ansızın ölümü istemektir yalnızlık;
kendimizin kendimize sağırlığıdır.”

agy s. 49

“(…)

Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
ve okunanlar yalnızlıktır.”

agy s. 52

13.

Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık.

(…)
Onlar ki, bir yanlarını bırakırken bize,
bir yanımızı götürmüşlerdir.

(…)

Hiç kuşkusuz, dünya ölülerle ağırdır;
ve yeryüzü onlarla kalabalık.

(…)

Ölülerin dönüp dönüp bizde yaşamasıdır yalnızlık.”

agy s. 53,54,56

“İçimizden ne geçiyorsa külliyen günah
derlerdi o vakitler,
(…)
ve biz kendimizi tatmak için
kendimizden başka yol bulamazdık.

Örümcek ağlarının, kahırların, diş ve düş gıcırtılarının
ve eşek anırmalarının arasında bize düşen,
bir üzüm tanesinin gölgesinde kendimizi
kim bilir kaç el gül gibi patlatmaktı
-ki, patlardık göl göl;
avuçlarımıza taşardık
tenimizdeki yangınları sürükleyerek,
aynalarda taşardık,
sulara
ve uykulara…

(…)
Derken yalan gülücük tacirleri geldi gemilerle,
kışkırtı ustaları
ve şehvet komisyoncuları geldi
ve biz onları gördükçe gördük
içimizdeki en uzak yeri,
onlara dokundukça tanıdık nefesi,
sonra sesi
ve teri…

(…)
yalnızlık biraz da vazgeçmektir.

(…)
Yani şaşırıp kaldığımız o yaratık,
çıplaklığının sınırında biterdi.

(…)

Zangır zangır bir tren geçerdi ya, damarlarımızdan;
yalnızlık onun dönmeyeceğini bilmekti.”

agy s. 58-63

15.

Yalnızlık kaybettikçe kazanır her zaman.
Nazen de büyüler verir bize en olmaz düşlerden,
düşler verir kıpırtılardan,
düşlar seslerden
ve görüntülerden.
(…)

(…)

Yalnızlıksa, bir gökyüzüdür hala gökyüzünde.”

agy s. 64, 65

“(…)
(oysa cennet, gelecek korkusunun
en düşsel çocuğuymuş, uzaktan emzirdiğimiz);
(…)

(…)

yalnızlık gidip gelmektir biraz da,
nereye olursa.”

agy s. 66, 70

17.

Yalnızlık, karanlığı çocukluğumuzdan kalmış
bir çocuktur;
içimizin içinde oturup ihtiyarlığımızı yaşar.
(…)

(…)
Çocuklar büyüdükçe kirlenir zaten
kirlendikçe büyür;
başka ne denir?

Çünkü, her kir,
bir saatir.
Yalnızlıksa saatleri, günleri
ve haftaları örten
bir başka zamandır.
İnsanlardan oluşmuş acı bir dumandır
yalnızlık;
yamandır.

(…)
Bir yanı yaşlansa da hep çocuk kalır yalnızlık,
hep bir kalır.

(…)

Kalırsa yalnızlıktan
yalnızlıklar kalır.”

agy s. 71-75

“(…)
ve yalnızlık biraz da dışını düşlemekten korkan
maskelerin içiydi.”

agy s. 82

“(…)

Gece gece yatak yatak yalnızlıkları vardır bu yüzden,
masa yalnızlıkları vardır sandalye sandalye,
mutfak yalnızlıkları,
düş yalnızlıkları
ve gülüş
ve iş
ve bakış
ve söyleyiş
ve susuş,
hatta bpark, cadde ve duruş,
sonra dökülüş,
sonra yerlere kadar bükülüş
ve gisiş geliş
ve yöneliş yalnızlıkları vardır.

(…)”

agy s. 84

“(…)

Yalnızlık hadi gidelim’dir çoğu kez,
hadi n’olursun.”

agy s. 92

24.

Yalnızlık tutkularda gezer çoğu kez;
körkütüğünden sırılsıklamına,
zilzurnasından akla yatkınına kadar
bütün tutkularda.
Çünkü aklın,
her şeyi tutkuya dönüştürmek gibi
tuhaf bir köyü vardır;
ve tutkular,
insanı tutmaya yarayan eski kulplardır
-ki, birini göğe çıkarır
ya da yere batırırken
çoğunlukla oralardan tutulur.

(…)

Tutkular ki,
İçimizin içinde oturan en büyük sahiplerimizdir;
(…)”

agy s. 93, 95

“(…)
aşklar ki,
yüzyıllardır vazgeçemediğimiz bir ölüm türüdür
ve yasaların,
geleneklerin
ve törelerin
ve sakız sakız alışkanlıklarla
yasakların hüküm sürdüğü yerlerde doğarlar.

Bu yüzden, her aşkın gerisinde
bir kuraklık vardır
ve her aşk
büyüler kendini kendi başkaldırısıyla.
Sonra aşkın,
çırılçıplak kalan
ya da kendini öyle hisseden bir ben’i
biz’le örtmek gibi (ki, biz ben’in en kalın örtüsüdür)
gizli bir görevi vardır.

Aşklar ki – ah aşklar,
yalnızlığımız kadardır.”

agy s. 96, 97

26.

İster içinden bakılsın ister dışından,
bütün pencereler
birer yalnızlıktır ev denen yalnızlığın yüzünde.
Çatılara üşüşen antenlere bakmayın, yalnızlıktır;
camları titreten şu müzik,
şu perdeler
ve omzunuza çarpıp geçen şu bıyık,
şu bira kasaları sonra,
şu mikrofondaki ses,
şu gülüş,
şu öpüşme
ve bütün alışverişler
yalnızlıktır.

Gece, gündüz sizinle gezer; yalnızlık.

Gündüz, gece sizinle gezer; yalnızlık.”

agy s. 98-100

“(…)

Oysa her zamanki gibi
her şey dönüp dolaşıp insanda ölüyordu.
(…)”

agy s. 102

30.

Kimileri düşer yalnızlığa,
kimileri yükselir.

Düşenler için ufuk yoktur artık;
bütün renkler beyazdır,
sesler birdir
ve yarın belki’dir,
dün şüphelidir,
bugün nerededir?
Üstelik, sular kaskatıdır,
yönler düğümlenmiştir.
Ve aynadır her şey;
tozludur anılarla,
kat kat kirdir.

Düşenler için yalnızlık,
durup dinlenmeden akan susuz bir nehirdir.

Yükselenlere eşsiz bir ülkedir yalnızlık;
orada içlerini kazarlar sürekli,
derialtı şehirlerine inerler
ve kendileriyle tanışırlar her gün,
her sat, her dakika, her an
her canavar
ve her kuzu kendileriyle tanışırlar.
Sonra, kendileriyle
kendilerinde başlayan insanlık arasında otururlar.
Önlerinde buruşuk örtüler vardır,
yorgun maskeler,
uyuyan özlemler,
tılsımlar sonra
ve masmavi külleriyle şablonlar
-ki, hepsi düştükleri yalnızlıktan gelmiştir
yükseldikleri yalnızlığa.

Şaşırmışlardır,
şaşırırlar
ve elbette şaşıracağızdır.
Yalnızlık biraz da şaşırmaktır şaşamadıklarımıza.”

agy s. 109-111

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: