Anasayfa > Edebiyat > Birkaç Kuş Birkaç Anı, Veysel Çolak

Birkaç Kuş Birkaç Anı, Veysel Çolak

“(…)
ölümler geçmiş üstünden
dizlerin kırılmış, ama hiçbir acıya alışma
hiç değilse arada bir uzaklara bak
bağıran sokaklara çık, dünyalar kuran ellerini sev
yeniden, gürültüyle dökül özlediğin sulara.

Dünya 2007

Birkaç Kuş Birkaç Anı, Veysel Çolak, Hayal Yay., Ankara, 2008, s. 11

“(…)
biraz kar suyu, biraz suçluluk
nedense giderek azaldı herkesin sesi.

İyileşmez bir hasta gibi inledi kent
gürültülü otomobillerde yırtıldı kızlar
denize abananlar boğuldu, yoruldu evler
kimse görmesin diye bu kirli buğu.

(…)”

agy s. 13

“(…)

Vakit geç. Düşen bir uçaktasın
doğmayabilir kuluçkadaki anı
soyunup girelim kurduğumuz düşe
sevişsek buzullar eriyecek
işimiz direnmek, haydi, kalbini hızlandır.

(…)”

agy s. 15

“(…)
çırpınarak dağılan o kuş sürüsü
unutunca ufkun kaybolan çizgisini
bir kan damlasında boğuldu dünya
yıkıldı insanın yüzü
bir bir ama aynı anda ve birlikte
boğucu rüyaların içinde ve bir tuzak zamanda
çoğaldı haritaların korkutan kırmızısı.

Evren küçük geldi kalkışanlara
yaşamak, çelişki ve elbette hepimiz
iyi de, hangimiz aşılan sıradağlar
hangimiz tarihin iyileşen yarası.

Dünya, 200

agy s. 18

“(…) Kim okur
onca yaşamaların silik yazılarını.

(…)”

agy s. 27

“(…) teksin ve yalnızsın üstelik
kimi nişanlasan kendini vuruyorsun.

Artık her kent senin uygunsuzluğunla başlar
çatlak bir yüzle ezberlersin yolları.

(…)
çoğaldıkça insan kıran yasalar
her çocuk masalına çekilir. (…)”

agy s. 29, 30

“(…)

Devrilir yalçın bir dağa özenen alnın
zaman, sadece bir kez konuşur.

Dünya, 05.08.2004

agy s. 33

Dar Vakitte Ansızın

Çocukluğun o meraktan atlası.

(…)”

agy s. 34

Mimozayla Korunmuş

Yüreğimde azarlanmış bir çocuk.

Rüzgarı aldatılmış
şuramda kuşları öldürülmüş bir orman

(…)

(…) Anlasana
bir gürültü olunmuş kentin içinde
korkutulmuşsun iki ucu karanlık bir hayatla
dağılmış büyü, bir uçurum iliştirilmiş buluşmalara
korkuyla seviştirilmiş kalbin
anlaşılmamış patlayan bahar.

(…)”

agy s. 37, 38

“(…)
ölüm usulca gelir, bir ceylan siler haritaları
tutkuyla sever boğulacağı suyu.

Dünya, 2004

“(…)
Yıkıl ey kalbim
akrebin koruduğu söz, artık zehirle beni.

(…)”

agy s. 42

“(…)
güz, zaman kırılgan
biri anımsatmalı sana okyanus olduğunu.

(…)”

agy s. 55

Cinayet Kalbimde İşlendi

Gökben’e

Anlamı kalmadı gündüzün, artık bir ölümü
içime akıtan sözün. (…)
(…)
yaşamak yavan, uzaklık yoğun, çürümüş ten kokusu.
Burası neresi? Aranmak boşuna,
ben bile bulamam ki kendimi
yırtıldı hayatın kıyı süsü.

(…)”

agy s. 58, 59

“(…)

Ne varsa yaşanılan, şimdi bir günbatımı
yaşamak, o boğan tortu, bir avuç hüzün.

Dünya, Mart 2006

agy s. 61

“(…)
yalnızlık bu, yanar durur düştüğü yerde.

(…)

Tutup toprağa sarılıyorum, bu boşluğu da alsın içine
(…)”

agy s. 63

Unutmadan Koynumdaki İmbatı

Elbette dökülmek daha iyi bir çağlayandan
hiç değilse sulara sarılırız
anlamaya çalışırız bizi boğan denizi.
Bu halkın yüreğinde güz, acımasız amansız
gövdeye çarpa çarpa solduruyor bahçeyi
paslanıyor iyice düşlerimizin sesi.

(…)

Yaşam ezilir orda, bir ide insanın içi.

En kuytu yerinde sakladığın
terli bir aşk, ama şimdi belli belirsiz
çevir sayfayı, anımsa okullardaki yalnızlığını
öyle, işte yeniden kimsesizlik
düşüyor aldatan çağa.

(…)

Kalmışız kar gibi yaz ortasında.

(…)

Kimse bilmiyor koynumdaki imbatı.

(…)”

agy s. 66, 67

“(…)
hayat dar, akşamlar anlamsız, uzakta aşklar
İkinci Bahar, o büyük yalan
ve sonra Metin, elinde kirli boyalar
(…)

(…)
dünyaya bir ıraklık, orada bir şaka oluyor Veysel Çolak,

06.07. 2007, Dünya

agy s. 68, 69

“(…)

II.

Aramızda aldatan zehir, hırlayan öfke
sokağımız boş akşamın arkasından
sonsuza kadar biriktirir dalgınlığı
(…)

Çıkartıp gene sana veririm
sırtıma sapladığın bıçağı.

Öyleyiz, iki yol iki yalan
(…)”

agy s. 71

Geçmiş, Şimdi, Gelecek; Şair ve Duruş
Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri

Günümüz, mal fetişizminin insani olan herşeyi, tarihin en yıkıcı köletanrısı olan parayla an be an değişimine zorlayışına tanıktır. Emeğin binlerce yıllık ürünü olan birey, o sonsuz somutluğuyla her yüz yüze gelişinde, kendinden uzaklaşarak, nesnesinin biraz daha tutsağı olmaktadır: Milyonlar, ekmekte billurlaşan ter ve hünerini, ona tek tek baktıkça kokusu ve tadıyla kendileri oluşunu tanıma yeteneğinden yoksundur. Çünkü karşılarına on binlerce ilmekle düğüm olmuş hayatın bin bir ayrıntısıyla dayatılan sonuç, paranın ‘mutlak güzelliği’dir. İnsan, emeği ve her biçimdeki yaratma yeteneğiyle bu köletanrıya zincirlidir. İnsanı birey ve toplum olarak bütünüyle teslim alma tutkusunun peşinde saatini son kez kuran kapitalizm, bireyin özgür, asi ve yalnızca üretme-yaratma güzelliğine uyumlu bütünlüğünü parçalayarak her türlü alçalmaya doğru çürütüyor, koparılmış zeka ve yüreğiyle saçmalıklar silsilesine kilitliyor. Bireyleşme sürecinden tekdüzeliğe ve insanilikten yalıtılmış, birbirini sürekli yineleyen, anlamını yitirmiş ayrıntıların hücrelerine kapatılmış insan, toplumsal bütünlüğün diyalektiğinden alakonmuş olarak, yalnızlığa ve kendi ben’inin üstünlüğüne inandırılarak yozlaştırılıyor… (…)

(…):
Şiir, paranın büyüsünü bozmaya adanmış zekanın lirizmidir.

(…)

Şiir, politikayla barışık olmayan insani politikleşmedir.

Günümüz, bireyin tarihsel özgürleşme ereğinden ve bu uğurda bin nice güzelliğinden kovuluşunun kötü fotoğrafıdır. İletişim araçlarının gözaltı barbarlığı, insanı tarihle çelişkisinde ve tarihi gerçekleştirme bilincinden çalarak, kendisi ve dünya karşısında katılaşmaya zorluyor.

(…)

(…) İnsanın yaratıcı etkinliği, yeniden üretimin on binlerce tekrarında tüketilirken, bilimsel ve teknolojik ilerleme, insanın biricik boyutu olarak göklere çıkartılıyor, pragmatizm tek yaşam biçimi olarak ömür boyu kutsanıyor. Oysa insani özün gereği, Amerika’nın keşfi değil, Hamlet’in yaratılmasıdır. Bilim ve teknik, insani özün aracı, sanat amacıdır: Yaratma süreci, bu özün yetkin eylemidir. Yani insanın doğayla ve kendi doğasıyla savaşımını aştığı özgür bilincin pratiğidir.

Şiir, öz demek olan yaratma sürecinin etkinliğidir.

(…)

Şiir, yenilikte geleneği de sırtlayan süreklilikte kendine birikmedir.

(…)

Şiir, dilin öncü yorumunu, belirleyici imkan olarak yüklenir.

(…) Dilin dille anlatılması; dilin, içerik kabul edilmesiyle yazılan bir şiirin benimsetilmesi yanılgıdır. Oysa, yaşamı dışlayıp dilin özgül olanaklarıyla sınırlı bir şiir yazamazsınız. Nereden bakarsanız bakın, ön içerik, esinleyen öğe, dil dışıdır. Dil dışı olan olgu, olay ve benzer etkenlerin uyarıcılığı ile yazmaya koyulur şair. (…)”

agy s. 73-77

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: