Anasayfa > Edebiyat > Kurgu Sarmalı 5

Kurgu Sarmalı 5

V

Birkaç bira daha içip çıktım bardan. Eve varınca ilk iş banyoya gidip yüzümü yıkamak oldu.
Yüzüme bakınca içimi bir tiksinti kapladı. Gözaltları torba torba olmuş, gözleri kan çanağına dönmüş, yüzü şişmiş, saçı başı darmadağın, yanakları bazı köpekler gibi sarkmış bir berduştu karşımdaki.
Nasıl olmuştu da bu noktaya gelmiştim. Hangi hatalar beni bu geceye getirmişti, ya da bu durumda olmam varoluşumda gizli makus son muydu. Köklerimden geri dönemeyecek kadar uzaklaşmıştım. Ölmüş babam beni asla affedemeyecekti artık. Ben onun yarım bıraktığı yolu, kullanmadığı bir olasılığı mı kullanmıştım? Peki nereye varmıştım? İşte buraya… Herkese karşı tek başına bir hiç olmaya.
Elimde kalan bir avuç hapı yutup yatağa uzandım. Göz kapaklarım ağırlaşıyor, soğuk soğuk terliyordum. Her yanımı korkular sarmıştı… Ölecek miydim? Gerçekten yok mu olacaktım? Peki ya yaşasaydım, belki her şey düzelecek miydi? Ne kadar garip bir çelişkiydi bu; intihar etmek ve ettiğine pişman bile olamamak ya da intihar etmemek ve intihar etmediğine pişman olmak. Gözlerim kapandı, derin bir uykuya daldım sonunda..
İşte bu sabah gözlerimi açtığımda öğleden sonraydı, ölmemiştim; yalnızca başım ağrıyor, midem bulanıyordu. Bir duş aldıktan sonra işte bunları yazıyorum.
Ne demiştim? Doktorum beni terk ettiği için yazıyorum bütün bunları demiştim değil mi? Haldun bey seanslarımızdan birinde bana yazı yazmanın en iyi terapi yöntemlerinden biri olduğunu söylemişti. İnsan yazarak kendi gerçeğine ulaşabilirmiş. Ben de işte bunu deniyorum. Çünkü aslında gerçekten ölmeye cesaret edemiyorum. Kendimi kandırmamalıyım. Dün gece gerçekten cesaretim ve kararlılığım olsaydı bu gün sağ ve bunları yazıyor olmazdım. Belki kalkar kalkmaz kendimi pencereden aşağı atardım. Üstad Bilge Karasu ‘Lağımlaranası Beyoğlu’ kitabında “Ölümle oyuna başlandığı anda sözün, oyalanmanın, yeri yoktur.” demiş. Oysa ben oyalanıyorum ve yazıyorum.
Cengiz Dağcı’nın ‘Yurdunu Kaybeden Adam’ diye bir kitabını okumuştum. Orada da tıpkı benim gibi doktoru tarafından terk edilen ve anılarını yazmaya koyulan bir adam vardı. Aslında tam olarak okudum diyemem o kitabı. Yalnızca biraz başını okumuş, sonra da sonunu okumuştum. Kitabın sonunda anılarını yazmayı bitirmiş ve kendi hakkında bir karara varabilmişti. Son cümlesi şöyle diyordu:
“Son fırtına ağacı devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz.”
Bunun gibi neredeyse bir tür oluşturacak kadar çok roman var galiba. Roman karakteri büyük bir bunalıma girer, bunalımının tutanaklarını tutmaya başlar –sanki mecburmuş gibi– sonunda bir kurtuluş, sonuç ya da kararla sonlanır roman. Artık yazacak bir şey kalmamıştır, belki de yazmaya gerek kalmamıştır. J.Paul Sartre’ın Bulantı’sındaki karakter bir trene, Knut Hamsun’un Açlık’ındaki karakter de bir gemiye biner ve giderler.
Olur ya belki ben de yazdıklarımı bitirdiğimde bir sona ulaşmış olurum.

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: