Anasayfa > Edebiyat > Sana Bakmak, Abdülkadir Budak

Sana Bakmak, Abdülkadir Budak

“KADIN VE ŞEHİR

2.

Sarmaşıktın yola çıktın
Bir kadına sarılmaya

Ne valiz ne de yolluk
Güzel bir cümle yanında

Sözlüğünde onun adı
Kimin gücü kazımaya

Gidiyorsun zifte batmış
Bir çift kartal kanadıyla

Gidiyorsun yol bir yılan
Sokar seni korkusuyla

Göl az sonra görünecek
Birazcık sabır kurbağa

En ince harami sen ol
Suç olmaktan çıksın yağma

Ne güzeldi hayvan yanın
Işıklı bir mağarada

Dümdüz gidiyorken hayat
Aşk bir çelişkidir sorma

Zaten sorsan ne değişir
Otobüs bir homurtuyla

Duracak ve ineceksin
Şehrin günahı boynuna”

Sana Bakmak, Abdülkadir Budak, Yazılı Kağıt Yay., Ankara, 2013, s. 10, 11

“(…)

Zararına bir sefer senden başka yolcu yok
O şehirden başka şehir o kadından başka kadın
(…)

Şehre gidilir sanıyordun oysa ki akıyorsun
Manzaraya sürekli bir kadından bakarak
Ne otobüs ne tren elbette yüreğinle
Bir kadına gidilir şehir bahane

(…)

Sığınağım oldu deniz
O da ben de kimsesiz

Nerde ineceksiniz gideceğin yer
Hangi rıhtım hangi liman fırtına
Gerçek ile düş var ya bir kez daha karışır
Yüreğinde bir anahtar tomarı
Şehrin hangi kapısı açılır sana
Bir kadının içine ölesiye kapandığı
Yerde mi ineceksin ondan sonrası

Kadın uzun, gece kısa
Daha sonra… Daha sonra…

agy s. 12, 13

“(…)
Yıllardır içinde bastırdığın ne varsa
Aksa bir irin gibi
Kendi içinden çıksaydın
Hayatta her şey olur
O şehir o yaşamak o ölüm kadın

Başkasının payına düşse dünya duyardı
Sen ki içli bir aşkı hasır altı yaşadın
O şehir o kendine yolculuk
O gizlilik o ürperiş o kadın

Bilinir ustasındır kendi canını yaktın
Şehri derin bir uyku kadını rüya sandın
Uyandın ateşler içinde hemen
O hastalık o acılar o kadın


Ardında enkazlar bırakmak istemezken
Kendin enkaza dönmedin mi sonunda
Bir kumun kayalara kafa tutmasıdır aşk
Sen benzedin kayanın altında kalan kuma

Her yolculuk kendine dönmek gibi geliyor
Gittiğin aslında döndüğün sensin
Yoruma bağlı rüya yoruma bağlı şehir
O yolculuk o şehir o rüya kadın
İnsan biraz da kendini yaşadığı içindir”

agy s. 14, 15

“(…)
Bu şehir ayakları kokan bir erkek
O şehir duş alan bir kadın olur

Bunları düşünürken tuhaf bir koku
Bir sınav yeridir şehir ve gece
Bir sınav yeridir gece ve kadın
(…)”

agy s. 16

“KADIN VE ŞEHİR

6.

Bütün öteki şehirlerde olduğu gibi
İnsanlar ekmek için yollara düşüyordur
Üç ağacı yanyana gören ise pikniğe
Çarşılara çıkılıyor cüzdanlar boşalıyor
Çocukların istekleri bitmiyordur hay aksi
Okurunu bekliyordur kitaplar kitapçıda
Bütün öteki şehirlerde olduğu gibi

Orda da uçuyordur kimi çatılar
Bodrum katlarını su basıyordur
Cadde küçümsemektedir tabelasız sokağı
O kadının orada oluşu var ya
O şehrin ötekilerden en büyük farkı

Sen ki yonta yonta geldin kendini
Yaprağından soluyan ağaç gövdesi
Zaman denen acımasız baltanın
Elinden aşk kurtaracak sanmıştın
Senin şehrin şimdilik o yanda kaldı
Bu şehir bu ürperiş bu kadın

(…)

Gündüz vakti inilir mi
Gece denilen kadına”

agy s. 18

“(…)

Gerçekler taş ise rüya bir ipek
Taşa sarılı ipek
Hayat senin kucağına bıraktı
İşte şehir işte kadın
Ve günün saltanatı

Kenara çekilecek bir daha şehir
Dönüşecek dans pistine
İspanya’dan gelecek kırmızı güller
Taş ipeğe dönüşecek
Susuz kurbağa göle

Yine de içinde derin bir korku
Ya ipek taş olursa
Ya rüyaysa bu”

agy s. 20

“(…)
Kuzu dışına çıktın ve döndün kurt içine
Bir güzel parçaladın kendini
Öte yandan bir romantik halinde
Denizi taradın kadının saçlarında
İçtiğiniz şarap değil mehtaptı
Romantizmin yok olduğu bir çağda
Gece, kadın -ne yazık ki unuttuğun o şarkı-”

agy s. 22

“(…)

Rüya dönmekti maksadın
O şehri bir uyku sandın

(…)

Biri sonsuz uzundu biri kısacık; geçtin
Hangi kadın hangi gece ve kendin?”

agy s. 23

“(…)

Hayat yine sürecek hani öyle denir ya
Biraz çekingen de olsa aynaya bakılacak
(…)
Hayat yine sürecek hani öyle denir ya
Sabah işe gidilecek akşam dönülecektir

(…)”

agy s. 31

“(…)
Yolcular yalan söyler yoruldukları yerde

(…)”

agy s. 32

“(…)

Coğrafyaya merak salmış son günlerinde
Bir kadının inişli çıkışlı bedeninde

Kimyaya merak salmış son günlerinde
Maddenin yapısını inceliyormuş teninde

(…)”

agy s. 38

“GEÇ YORUM

Neyi düşünürsen onu yaşarsın
Köprüyü düşünürsen ırmak olup akamazsın
Kafandan geçmeden geçemezsin sokağı
Tayfanın deniz kadar dalgalı olmalı kalbi
İçten içe yanan kömür değilsen
Bilemezsin sobanın kışı beklediğini

Neyi düşünürsen onu yaşarsın
Kafanda bir otelle yola çıksan ne olur
Yüreğin at olmazsa jokeylik hayal
Tabancaysan öldürmek çıkmaz aklından
İçin kuyuysa eğer zirve nafile
Tohum çatlatır mı tarla olmadan

İçinde sabah olmayan sabaha nasıl çıkacak
Yani Eskimo’ysan güney imkansız
Tek kefeli teraziysen tartamazsın hayatı
Neyi düşünürsen onu yaşarsın
Ayrılık trende değil içimizde başlıyor
Kavuşmayı düşün kavuşacaksın

Yağmursan çözersin kara bulutlarını
Mahalleysen taşınırsın şehre
Balığı düşünenin oltasına vurur balık
Kafası evde olan balıkçıların değil de

Ölüme kurulu saat hayat çalar mı?
Saatini aşka kur, vakti gelince çalar
Neyi düşünürsen onu yaşarsın
Kan renginde kar yağar kırmızı düşününene
Yeşildir kiremidi yeşil düşünen çtının

Harfler daha güzel durur senin adında
Ben hep o harflerle düşündüm ondan
Aşk duygusu aşktan önce gelirmiş
Altına varamazmış demir düşünen
Düello içimizde tabancada değildir
Kaldırdım bak içimdeki ölüyü
Neyi düşünürsen onu yaşarsın
Biraz geç oldu ama çözdüm düğümü”

agy s. 55, 56

“(…)

Hayatımız hurda yığınlarıydı
Ne varsa toplamıştık kirli bir körfez
Gemi leşi yorgun kaptan ruhları
Ne varsa toplamıştık saçaklarda kuş yoktu
Balkonlarda kaçak deniz manzaraları

Hayatımız tam bir hurda yığını
Gözümüzün önünde kaç adamı dövdüler
Kaç boş sefer tası geçti tokluğumuzdan
Kayıtsız kalmayı topladık en çok
Grec çadırlarını görünce yol değişti
Patlamış davullar topladık ama
Arabanın köpekleri ezişini topladık
(…)”

agy s. 57

“(…)

Ben kimlerden etkilendiğimi söyledim de, 70’li yıllar şairleri başta Nazım Hikmet olmak üzere genelde bir önceki toplumculardan, 40 kuşağı şairlerinden, en çok da birbirlerinden etkileniyordu bana kalırsa. Biri Şili mi dedi, öteki ertesi gün Allende diyordu; biri Filistin başlıklı şiir yazsa, bir başkası Tel-Zataar adlı bir bildiriye imza atıyordu. Dünyanın sosyalist kanadına yönelik haber bültenleri gibiydi şiirler sanki. Solcu olmak şair olmaktan daha önemliydi o zamanlar; evet öyleydi.

(…)”

agy s. 72

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: