Anasayfa > Karma > Yaratılış-mış.

Yaratılış-mış.

Tüm heybetiyle topuklarını yere vura vura volta atıyor, sakallarını okşuyor ve göbeğini kaşıyordu. Büyük kafası içindeki, Büyük beyni neyin eksik olduğuna anlam getirmeye çalıştı. Ortama renk gelmesi amacıyla melekleri, biraz daha farklılık aradığı için de cinleri yaratmıştı. Tahtına kuruldu, dudaklarını büzerek ‘’akdeniz akşamları’’ müziğini ıslık eşliğinde ile icra etti. İşte tam o anda dahiyane fikri geldi aklına. Tahtından sıçradı bir anda, gözleri boşluğa daldı ve sadece kendisinin duyabileceği ses tonu ile ‘’ human (люди, إنسان, uomo, indoda, hominis, మనిషి, fear veya insan)’’ dedi. Boşluktaki gözleri, Lucifer’i gördü. Belindeki kamburu düzeltti, gözlerini keskinleştirdi, tanrının ses tonunu keşfederek ‘’Senin burada ne işin var Lucifer! Seni huzuruma çağırdığımı hatırlamıyorum ben!’’ dedi. Lucifer yıllar boyu uzayıp giden yediği hakaretler sonucu umursamaz bir tavır takınmıştı, haksızda sayılmazdı. Sıkkın ama bir o kadarda keskin tavırla ‘’e isluk çalmadun mi? ‘’ serzenişinde bulundu (evet, bunu karadeniz aksanıyla söyledi ve bu bilgi laz inadının nereden geldiğini de açıklayıcı nitelikte). Tanrı hiddetli bir tavır takınarak, ‘’Azrail’e söyle, bana dünyadan 200-300 okka toprak getirsin ve acele etsin’’. Lucifer, hiçbir şey demeden Tanrının huzurundan ayrıldı, Azrail’e iletmesi gereken bilgiyi isteksiz bir tavırla tamamladı. Azrail, emirleri yerine getirdi ve toprağı Tanrının huzuruna çıkardı.

Tanrı, insanın hangi özellikleri barındırması konusunda uzun uzun düşündü. Tasarım aşamasında melekleri ve cinleri feyz aldı. Meleklerin cinsiyetini belirleyen organlar mevcut değildi ve sanılanın aksine cinler ise sadece erkekti, gerekli olan üremeyi de burunları ile gerçekleştiriyorlardı. (Lazların, burun uzunluklarına dikkat çekerim ve cin gibi zeki olmaları konusunda ki yorumlarda sizi, sizinle bırakıyorum) Tanrı, en son icadı üzerinde değişiklikler yapmakta karar kıldı. İlk aklına gelen, belirli bir üreme organı olmasıydı zira burunlarını birbirine sürtüp hamile kalmaları Tanrıya bile saçma gelmişti. Bütün meleklerin ve cinlerin uyuduğu ve kendini yalnız hissettiği sırada, eldivenlerini giydi, önlüğünü taktı, Azrail’in getirmiş olduğu toprağa şekil vermeye başladı. İlk denemesine – prototip adam 1- ismini verdi. Eserini tamamladı ve gözleri ile baştan aşağı süzdü. Özellikle devasa penise gözleri takıldı. Çamur haliyle bile mükemmeldi! Biraz fazlalığı vardı ama Tanrı insanın bununla başa çıkabileceğini ve insanoğlunun bunun üstesinden de geleceğine inandı. Sedyenin üzerinde uzanan, prototip adam 1’i fırına vermek için Tanrı cehenneme doğru yola koyuldu. Tanrı, adam 1’i fırına vermeden önce ne kadar yüce, kudretli olduğunu ve ne kadar kendisiyle gurur duysa az olduğunu düşündü. Adam 1 fırına verilmişti ve artık olgunlaşması için bekleme vaktiydi. Cehennem sıcağının vermiş olduğu mayışmayla birlikte, Tanrı maalesef uykuya daldı.

Çığlık sesleri onun güzel uykusundan uyanmasına sebep oldu. Telaşlı ve hızlı adımlarla fırına gitti, eserini fırından çıkarttı. Adam 1 işleyiş bakımından mükemmele yakındı. Tüm eklemler bir çark gibi işliyor, kalp etkili bir biçimde kan dolaşımını sağlıyor, düşünce ve özgür irade ‘’ben kimim, ben neredeyim, benim burada ki amacım ne’’ gibi sorular soruyordu, beyin ve vücut fonksiyonları kusursuzdu. Ah birde tanrı uyuya kalmasaydı! Adam 1 yanmıştı. Tanrı fırından çıkarttığı esrini görünce dehşete kapıldı, simsiyah bir ten ile ne yapacağını bilemedi. Bu rezilliğin kimseye fark edilmeden yok edilmesi gerekiyordu. Tanrı tam kendi elleri ile yarattığı icadını yok edecekti ki adam 1, James Brown’un unutulmaz şarkısı It’s A Man’s Man’s Man’s World şarkısını icra etti. Tanrı bu gırtlak karşısında şaşkına döndü, adeta büyülendi (zenci gırtlağının nereden geldiğini de açıklamış olduk bu sayede) ama bu utançla da yaşayamayacağı için icadını dünyaya göndermekte karar kıldı.

Tanrı, utanmasına sebep olan bu deneyden vazgeçmedi elbette. Ertesi gün ilk iş insanı tamamlamaktı –kusursuz insanı. Derhal işe koyuldu. Tekrar eldivenlerini giydi, önlüğünü taktı. Bu sefer iki insan yaptı. Devasa penisleri ile iki erkek yan yana duruyorlardı. – Evet, yanlış duymadınız, iki erkek. Tanrı kadını hiç tasavvur etmedi kendi benliğinde, bu sayede daha hızlı üremeyi amaçlamıştı. İki erkekte hamile kalabilecekti. Tasarım sayesinde tanrıya daha hızlı yeni oyuncaklar hediye etmiş olacaklardı Adem 1 ve Adem 2 – Tanrı eserini tamamladığı vakit, ikisini birden yine baştan aşağı süzdü, yine devasa penislere takıldı gözleri ve bu fikir için kendisiyle yine gurur duydu. Soluklanmak için tahtına kuruldu. Tanrı, Lucifer’i yanına çağırdı, ‘’Şu gördüğün çamurları cehenneme götür, pembeleşinceye kadar pişir ve sonra tekrar yanıma getir! Unutma pembeleşinceye kadar sakın çok fazla ateşte kalmasınlar!’’ Tanrının bu hal ve hareketleri Lucufer’e oldukça batmaya başladı, ona aptal muamelesi yapılması, bir köle gibi davranılması hiç hoşuna gitmiyordu. Lucufer sert bir tavırla ‘’Tamam anladuk, penbeleşinceye kadar, salak değiliz hoş’’ dedi. Luciferin ateşle arası iyiydi ama bu görevi kabul etmesindeki sebep sadece bu değildi. Lucifer çamurları cehenneme götürürken, o dahiyane, devrim niteliği taşıyan fikrini (bknz: Lazların ilginç icatları) uygulamaya başladı. Tanrı gibi o da devasa penislere dikkat kesilmişti. Adem 1’in penisini biraz daha küçülttükten sonra Adem 2’nin penisini koparttı, kopan penis parçasıyla da iki tane meme yaptı. (Lucufer’e bu noktada ‘’neden üç değil, dört değil, beş değil… de iki!’’ diyerek isyan edebiliriz ama unutulmamalıdır ki o kadar penise o kadar meme) Lucifer’in ufak sürprizleriyle fırına verilen çamurlar, pembeleşinceye kadar pişirildi. Can buldukları vakit, tamamıyla kusursuz olmuşlardı ve Tanrının huzuruna çıkmak için hazırlandılar.

Tanrı penissiz olan yaratığı görünce şok oldu, öfkelendi, bağırdı çağırdı ama içten içe bu fikrin neden kendisinin aklına gelmediğine kızıyordu. Tanrı, Lucufer’i azarlamaya devam ederken bir anlık sinirle ‘’Adem’e itaat edeceksin seni şeytan!’’ dedi. Lucufer bütün aşağılayıcı sözleri yutmuştu, bu son kendini bilmez söylem ise bardağı taşıran son damlaydı. Lucufer bir Tanrının öfkesi ne kadar ise o öfkeyle bağırmaya başladı ‘’Habune mi itaat edeceğum! Bok yerum daha iyi! Adem, habunida unutma sen benum sayemde erkek oldun ha! Oni da diyeyim. Ben gidiyom, ya! Vallahi bezdum bu nedur!’’ diyerek uzaklaştı. – Tanrının şeytan üzerindeki kararı da herkesler tarafından malum- Tanrı öfkesini dindirdi, gözlerini insanoğluna dikti. Adem de pek bir sorun yoktu (küçük penisi hariç) ama kadın için bir şeyler düşünülmeliydi. Oturduğu tahtan doğruldu tanrı, yavaşça yürüdü, Adem’in arkasına geçerek ellerini Adem’in omuzuna koydu. Gözleri kadının kalçalarına takıldı, Adem’in kalçalarından daha şekilli ve çekiciydi. –Tanrı ilk kez orada bir kadını arzuladı fakat Adem’e ayıp olmasın diye bunu daha ileri bir geleceğe erteledi hatta bir çocuğa sahip olma fikri o an yeşermişti- Avucunun içinde duran insanoğluna döndü, Tanrının ses tonuyla ‘’Olan oldu artık, yapacak bir şey yok. Erkek olan senin adın Adem, kadın olan senin adın ise Lilith’dir. Şimdi gidin ve sevişin, bana yeni oyuncaklar verin. Ha, unutmadan şurada ki yasak ağaçtır, oradan ne olursa olsun sakın bir şey yemeyin, bu benim sözümdür, sözümün sorgulanmasını isteyenlerin başına neler gelir bilmek istemezsiniz!’’

Adem ile Lilith sevişirken anlaşamadıkları tek nokta kimin üste olacağıydı. İkisi de üste olması gerektiğine inanıyorlardı, üste olan güçlü demekti. Adem, Lilith’e eksik parçalarının olduğunu söyleyerek alay ediyor ve üstün olduğunu açık açık dile getiriyordu. Lilith ise eşitliği savunuyordu, ikisinin de topraktan yaratıldığını, kimsenin kimseden üstün olmadığını savunuyordu. Bu tartışmalar uzayıp gitti ve hiçbir sonuç alınamadı. Adem Cinler Kıraathanesinde sabahtan akşama kadar takılıyor, Lilith ise sabahtan akşama kadar bağ bahçe ev işleri ile uğraşıyordu. Artık seks hayatlarında da sorunlar çıkmaya başlamıştı. Üç aydan beri birbirlerine dokunmamışlardı. Bir gün yine şiddetli bir şekilde tartışırlarken Lilith’in canına tak etti ve söylenmemesi gereken sözleri söyledi. Lilith, cennetten feragat ederek dünyaya gitti. -Kendi isteği ile cennette sırt çeviren ilk canlının şeytan, ikinci canlının da bir kadın olması ne büyük bir ironi (elbette bu hikayede kadına şekil verenin kim olduğunu hatırlatmak isterim)-

Lilith’in gitmesiyle yalnız kalan Adem hatasını anladı fakat olan olmuştu, artık bir başındaydı Adem. Yalnız geçen gecelerinde Lilith’i özlüyor, ondan bir haber almak için Cinler Kıraathanesine daha çok uğruyordu. Lafı dolandırıp hep eski sevgilisine getirmekte ustaydı. En yakın arkadaşı olan E.T Cin bir gün Adem’in haline üzülerek tüm bildiklerini anlatmaya karar verdi ve aralarında şöyle bir konuşma geçti. ‘’Adem bak seni anlıyorum, severimde seni bilirsin. Burada yalnız kaldın ve sevişebileceğin bir denginde yok ama artık Lilith’i unutmalısın! – Neden öyle diyorsun, bir bildiğin mi var? Bak Adem ben senin en yakın arkadaşınım, üzülmeni istemem ama Lilith manita yapmış. – Kimle, benden başka insan mı var yoksa? – Ya yok be olum, bizim Ali ile çıkıyorlarmış. – Hangi Ali? – Ya yok mu bizim Cin Ali, onunla hatta Lilith de hamile kalmış ondan, sonra melekler çocuklarını öldürmüşler, onlarda sever seni bilirsin. – Vayy Ali’ye bak sen, adam saydım, adam yerine koydum adamın bize yaptığına bak… Orospu çocuğu… E.T Cin bu son lafın ardın çok sinirlendi. ‘’Adem adam gibi konuş! Konuştuğun kişi benim kuzenim, sana şimdi buradan bir çarparım neye uğradığına şaşırırsın! Bundan sonra git derdini Tanrıya anlat, hadi eyvallah’’ E.T’nin mekandan çıkması ile Ademin şarap istemesi bir oldu. Adem o gün sabaha kadar şarap içti ve nihai sarhoşluğa ulaştı. Sarhoşluğun vermiş olduğu cesaretle de tanrının karşısına dikilip yeni bir kadın talep etti. Tanrı bu fikre şiddetle karşı çıkıp, Adem’e elindeki ile yetinmesi gerektiğini söyledi (evet, mastürbasyon). –Bu noktada tanrının oyuncaklarını nasıl elde edeceğini düşünebilirsiniz. Çok merak etmeyin Tanrı sadece Adem ile dalga geçiyordu, tabi ki Havva anamızı yaratmayı düşündü.- Adem daha fazla diretemeden tanrının huzurundan ayrıldı.

Adem yalnızlığının verdiği çaresizlikle Lucufer’e gidip Lilith ile konuşmasını istedi. Onu çok sevdiğini ve yaptığı hatanın farkında olduğunu dile getirdi. Uzun saatlerin ve su gibi tüketilen şarabın ardından, Lucufer Adem’in bu istediğini kendisinin istememesine rağmen kabul etti. Lucufer’in sarhoş yolculuğunda Lilith’i bulması uzun sürmedi. Adem’in sözlerini Lilith’e ne eksik ne fazla aktardı. Lilith her kadından bekleneceği gibi ‘’ben onun ayağına gitmem o benim ayağıma gelsin’’ felsefesini Adem’in kabul etmesi durumunda tekrardan birlikte olabileceklerini Lucufer’e iletti. Artık bir elçide olduğunu hayıflanan Lucufer, Adem’e tüm gerçekleri olduğu gibi anlattı ve bu aptal oyuna daha fazla tahammül edemeyeceğini söyledi ve ekledi. ‘’Bak şimdi Adem, ne edersun ne yaparsun umrumda değul. Çok istiyosan Lilith’i – git hau ağaçtan elmayi ye. Buradan atilursun sonrada soluği doğri Lilith’un yanunde de alursun. Hayde görüşürüz ha!’’ –Penise laf dinletemezsiniz, bir erkeğin uçkuru söz konusu ise gerisi teferruattır.-

Bundan sonrasını Sunay Akın tarzı ile bitirmek istiyorum;

Adem, Lilith’e olan aşkından deliye dönmüştür (delete-delete-delete). Adem, yalnızlığından ve uçkurundan deliye dönmüştür. Hemen şeytanın sözleri aklına gelir. Yasak bahçedeki yasak ağaca gider ve yasak olan meyveyi koparır. Pişkin pişkin tanrının karşısına geçip yemeye başlar. Tanrı bu durum karşısında oldukça öfkelenir! Adem bu suçu Lucefer’in üstüne atmaya kalkar. Tüm fikrin şeytana ait olduğunu söyler. Tanrı, Lucufer’in de işine geleceği iblislik işine atar. Adem’i de derhal cezalandırır. Bu elma, Adem’in bir kaburgasına ve cennetten kovulmasına neden olmuştur… Ama! Kayıtlara geçsin. Bu elma, Adem ve Lilith’in tekrardan sevişmelerine de vesile olmuştur…

Tanrı artık yalnızdır. Adem’in kaburgası ile ne yapacağını bilemez. Çöpe atar. Arda kalan çamurlardan bir kadın daha yapar. Tanrı bu kadına daha can vermeden aşık olur. İlerleyen zaman içerisinde bu kadını dünyaya gönderir. Çünkü tanrı ayıplanmaktan korkar… Ve bir geçe! Puslu, yağmurlu bir gecede, dünyaya gönderdiği kadının yani Meyrem’in hasretine dayanamaz ve usulca yanına sokulur. Meyrem’in bacaklarını aralar, bu güne kadar yaşamadığı hazzı yaşar. Artık tanrıda milli olmuştur…

Saygılar efenim.

İlişkili Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: