Anasayfa > Edebiyat > Şairler Neden Şiir Yazar 3

Şairler Neden Şiir Yazar 3

Şair sonsuzluğa ulaşmak için mi şiir yazar?

O halde sorumuz hala elimizde durmaktadır: Şair gerçekte neden şiir yazar? Genelde yazı yazma özelde de şiir yazma sebebi olarak ortaya atılan güdülerden biri de yazarın sonsuzluğa erme isteğidir. Temelinde kartezyen ruh-beden ikiliği olan bu görüşe göre değil mi ki ruh kendini sözcüklerde bulmaktadır; eğer ruhunuzu kağıda dökerseniz bedeniniz ölse bile ruhunuzun belli bir kısmını denize atılan bir mektup şişesi gibi sonsuzluğa bırakabilirsiniz. Bu gerçekten de şiir yazma sebebi olarak diğerlerine göre daha sağlam bir argumandır. Belki bu yüzden pek çok sanatçı ve sonsuzluğa eserlerini bırakıp genç yaşta intihar etmiştir. “’On dokuzuncu yüzyılın sonu görecek kendi şairini’ diyerek… arkasında anı bırakmak istemeyen, kısacık ömrü, üç dört yıllık bir edebi yaşamın geçmişini silmeye kalkışan” Lautreamont gibi. Poesies II’sinde şöyle der Ducasse: “İçimizdeki yaşamla yetinmeyiz. Düşsel hayatla yaşamak isteriz başkalarının düşüncesinde. Olduğumuz gibi görünmeye zorlarız kendimizi. Aslında gerçekten başka bir şey olmayan düşsel varlığı korumaya çalışırız.” Ama 19. Yüzyılın şairi olma iddiasındaki kibirli şaire yakışmayacak biçimde yazarın sonsuzluğa ulaşma isteğini ağır sözlerle eleştirir Lautreamont “Öylesine az kasıntıyızdır ki, yeryüzünün, dahası bizden sonra gelecek insanların bile bizi tanımasını isteriz. Öylesine az kibirliyiz ki, beş kişinin, haydi altı diyelim, saygı göstermesi avundurur bizi, onurlandırır.” Gizemli şair burada özeleştiri mi yapmaktadır kara mizah mı pek anlaşılmaz.
Kimi yazarlar da ‘yaşamak’ı yazmak’la değişirler. Mesela “Jean-Jacques yok (absent) olmayı ve yazmayı seçer.” İtiraflar’ında şöyle yazmıştır Rousseau: “Ben var oldukça değerim asla bilinmezdi” Böylece Jean-Jacques “’Mevcut’ hayatı”ndan, fiili ve somut varoluşu”ndan “vazgeçip kendi”ni “hakikatin ve değerin idealliğinde tanıtmış ol” ur. “Yazma eylemi özü itibariyle –ve burada örnek alınacak biçimde- mevcudiyetin en büyük simgesel yeniden sahiplenişini amaçlayan en büyük fedakarlık” tır, “…Rousseau ölümün sadece hayatın dışı olmadığını biliyordu. Yazı yoluyla ölüm aynı zamanda hayatın açılışını da yapar. ‘Ancak kendimi ölü bir adam olarak gördüğüm zaman yaşamaya başladım.’(İtiraflar, VI. Kitap.)”
Düşünsel bir biçimde sonsuzlaşma arzusu sadece mecazi de olsa insan için önemli bir avuntudur. Burada yazıya dökülmüş sözlerin insanın ruh ya da düşünsel varlık olarak sürdürmesine olanak taşıyabileceği görüşü Descartes’in temellendirmesiyle felsefi olarak insanlığın zihnine kazıdığı insan varoluşunu beden-ruh olarak ikili bir biçimde tasarlama anlayışına dayanır. Oysa bu insanı dualist bir biçimde gören anlayış insan varoluşuyla pek de uyumlu değildir. Nihayet dediğimiz gibi geride yazılarını bırakan kişi sadece mecazen yaşamaya devam eder. Ayrıca burada zamanın kavranışında varlığa uygun olmayan bir yan daha vardır: Zamanın süreç olduğu anlayışı ki

… Platon’un bu zaman anlayışı genel bir kabul görmüş ve onun varlıkla bağlantısı üzerinde önce Spinoza ve sonra da Heidegger’e kadar pek de durulmamıştır. Aristoteles’te ise ‘zaman daha önce ile daha sonraya göre bir devinim (ölçme) sayısı’ olarak görülmüş ve varlıkla bağlantısı onun var olanların değişiminin ölçü birimi şeklinde ortaya konulmasıyla koparılmış; dolaylı bir biçimde açıklanmıştır. Çünkü burada sayımı yapılan şey varlığın hareketi değil; tek tek var olanların hareketidir. Lakin bu zamanı anlayış biçimlerinden hiçbiri varlığın kendisiyle ilinti kuramamakla beraber onun bir anlatı olarak kavranması hatasına temel oluşturmuştur. İşte zamanın bu geleneksel olarak bir süreç ya da hareketin ölçüsü biçiminde ele alınışına ilk haklı itirazlardan biri Spinoza’dan gelmiştir. Ona göre “oluşu zaman içinde görüp kavramak, bulanık ve gerçeğe uygun olmayan bir bilgiye vardırır”. Bu Dasein’ın varlıktan kopuk gündelik hayatında işgören, bu yüzden de üzerinde hiç düşünülmeden ezbere kabul edilen geleneksel zaman algısının hatası yalnızca varlığın yüzeyindeki görünüşleri olan var olanlarla ilgili olması ve varlığın temel özelliğini, yani sonsuzluğunu görmezden gelmesidir. Sonsuzluk varlığın en temel özelliği olduğuna göre asıl yapılması gereken sonsuzluğun geleneksel kavranışının zamana uygulanmasıdır. Bu da zamanı tıpkı sonsuzluk gibi “ ‘duraduran şimdi (nunc stans)’ anlamında ele almak”la mümkündür. Çünkü sonsuzlukta bir an ile milyon yıllar arasında hiçbir nitelik farkı yoktur. Muğlak an kavramı her ikisine de, hatta sonsuzluğa uygulanabilir ki ölüm bilinci sayesinde gelecekte ‘hiç’ olacağının farkında olan insan sonsuzlukta bir an olduğunun da farkındadır. Dolayısıyla insan kendini de varlığı da an olarak kavramalıdır ki ölüm bilincine dayanan bu kavrayış biçiminde varlığın hakikati olmak bakımından ‘güzelliği’ duymaya karşı bir itilim vardır. Çünkü güzellik süreçte değil anlarda gizlidir ve bu yüzdendir ki hakikat anlatılır/anlatılaştırılabilir bir şey değil duyurulabilir (yaşatılabilir), işaret edilebilir bir şeydir. Demek ki hakikat anlatıya dönüştürülebilir süreçte değil anlarda barındığına göre öleceğinin bilincinde olduğu için anı yaşamaya (carpe diem) itilen kişi varlıkla estetik bir ilişki kurarak onunla bütünleşmeye daha yatkındır.”

Dolayısıyla bir an ve sonsuzluk arasında niceliksel bir fark olmadığına göre bir bakıma “Bir insanın yaşamını inceleyen biri, türün tarihini bulur orada.” Varlık bağlamında zamansal olarak sonsuzluk ve an arasındaki niteliksel farksızlığı, varlığı atom metaforuyla imleyen Ducasse şöyle dile getirir Poesies II’de: “İmparatorlukların yıkılması, çağların görünümleri, uluslar, bilim fatihleri, bunların hepsi, yayılıp giden, ömrü bir gün süren, bütün çağlarda evrenin görünümünü geçersiz kılan bir atomdan kaynaklanır.”
Her ne kadar mecazen de olsa sonsuzluğa ulaşma düşüncesi şiir yazma eylemi için güçlü bir itici de olsa ‘neden şiir’ sorusunu cevapsız bırakmaktadır. Yani evet doğrudur: kurgulanmış, alışılagelmiş anonim dünya tasarımında insan iki kere ölmektedir; birincisi gerçekten ikincisi bütün tanıdıkları onu unuttuğunda. Bu bakımdan Aristoteles ikinci anlamda bugüne kadar yazılarıyla gelebilmiştir. Fakat bunun için şiir değil yazı yazmıştır; edebiyatın diğer türleri hatta daha ziyade günlükler de bu işlevi yerine getirebilir. Soru halen cevabını aramaktadır: peki yazmanın güdüsü bir biçimde sonsuzluğa ulaşma çabası olsun; ama bunun için neden şiir tercih edilir? Bir şair neden şiir yazar?

İlişkili Yazılar

Kargakara
1978 Ankara doğumlu, felsefe mezunu, öğretmenlik yapan başarısız bir yazar. Kendi blogumda da meraklısına bir şeyler paylaşıyorum.
http://bariskahraman78.com

One thought on “Şairler Neden Şiir Yazar 3

  1. bazi insanlarin ihtiyaci olugu icin yazarlar, bildik bir cumledir ama koyayim yine de buraya ” siirler sairlerine degil ihtiyaci olanlara aittir”, ben, unutmamak icin yaziyorum ama. Yazmazsam silinecek hersey, silinsin istemiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: